EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Balıkesir Edremit’te bir simit fırınında staj yapan MESEM öğrencisinin "cinsel istismara maruz kaldığı" iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na soru ...
01.05.2026
0
TBMM Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu'nun taslak raporunda, dünyada uygulanan zorbalıkla mücadele programları ele alındı. Raporda, "Olweus", "KiVa", "ViSC", "NoTrap" ve "Free of Bullying" modellerinin Türkiye'nin sosyo-kültürel yapısına ...
04.05.2026
0
Emek ve Meslek Örgütlerinden Kadınlar, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de katledilen kadınları Kazancı Yokuşu'nda andı. Anma sırasında yapılan açıklamada, "Bizler şiddeti yalnızca bireysel değil; yapısal, politik ve sistemsel bir sorun olarak görüyoruz ...
01.05.2026
0
Türkiye Barolar Birliği bünyesinde kurulması planlanan "Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi", yüksek takipçili avukatların sosyal medya ve dijital mecralardaki paylaşımlarını inceleyecek. Reklam yasağı ihlali tespit edilen içerikler ilgili ...
03.05.2026
0

Ertuğrul Özkök: Bu alacakaranlık yürüyüşünden bir “Galataport Ruhu” mu doğdu?

Ertuğrul Özkök: Bu alacakaranlık yürüyüşünden bir “Galataport Ruhu” mu doğdu?

Ertuğrul Özkök: Bu alacakaranlık yürüyüşünden bir “Galataport Ruhu” mu doğdu?
Yayınlama: 13.07.2023
3
A+
A-

Ertuğrul Özkök, “Zamanın Ruhu” başlığıyla ve “Newsletter” olarak paylaştığı yazısında bugün, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile MİT Başkanı İbrahim Kalın‘ın Galataport rıhtımında yürüdüklerine işaret ederek, “Herhalde bugüne kadar sayısız sefer bir araya gelmişlerdir. Fakat eminim kamusal alanda bu türlü bir yürüyüşü ilk defa yapıyorlar. Üstelik etraflarında bir medya çemberi ile yürüyorlar. Bir Dışişleri Bakanı ile istihbarat liderinin sokakta yan yana volta atması, tarihimizde görülmüş bir sahne değil.
Amerika’da da görülmemiştir, Fransa’da da… Öyleyse ne işleri var o saatte Galataport’ta…” diye yazdı.

Özkök’ün “Bu alacakaranlık yürüyüşünden bir ‘Galataport Ruhu’ mu doğdu?” başlıklı yazısı şöyle:

Bu alacakaranlık yürüyüşünden bir ‘Galataport Ruhu’ mu doğdu?

Bu fotoğrafta gördüğünüz olay motamot şu.
Tarih 24 Haziran 2023…
Hava hafif kararmış… Alacakaranlık diyebilirsiniz.
Son aylarda İstanbul’un yeni cazibe merkezi haline gelen Galataport rıhtımında iki erkek yan yana yürüyor.

Türkiye’de en iyi korunması gereken insanların ikisi

Etraflarında dar bir muhafaza çemberi var.
Aslında bu “Security’nin” görünen kısmı.
Herhalde çok daha geniş bir görünmez zincir, çevre güvenliğini çok sıkı sağlamış durumda.
Çünkü yürüyenlerin ikisi de tahminen de “Türkiye’de en fazla korunması gerekenlerden iki insan…”
Biri Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın…
Öteki ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan…
Eski MİT Başkanı…

Alacakaranlıkta bu iki insan sokakta ne yapıyor?

Herhalde bugüne kadar sayısız kez bir araya gelmişlerdir.
Ama eminim kamusal alanda bu türlü bir yürüyüşü ilk defa yapıyorlar.
Üstelik etraflarında bir medya çemberi ile yürüyorlar.
Bir Dışişleri Bakanı ile istihbarat liderinin sokakta yan yana volta atması, tarihimizde görülmüş bir sahne değil.
Amerika’da da görülmemiştir, Fransa’da da…
Öyleyse ne işleri var o saatte Galataport’ta…
Görünüşteki münasebet şu:
Bazı yabancı dostları varmış ve onları uğurlamışlar.
Sonra da rıhtımda birlikte bir süre yürümüşler.
İnandık mı…
Hayır…

Onlar yürüdüler, medya da yürüdü fakat kimse görmedi

Bu yürüyüşün fotoğrafları bundan 20 gün önce birçok internet sitesinde yayınlandı.
Nuray Babacan evvelki gün “Pencere” haber sitesindeki köşesinde, bu birlikte yürüyüşü hatırlatınca fark edebildim lakin.
Ona göre, 24 Haziran akşamı Galataport’ta verdikleri bu fotoğraf, o denli tesadüf bir akşam yürüyüşü değil.
Dedim ya; siyaset lisanında buna “görüntü vermek” denir. O da şu:
Dışişleri ve İstihbarat çok uyumlu bir anlayış içinde yürütülüyor.

İbrahim Kalın’ın sicili bize ne anlatıyor?

Alacakaranlıkta çekilen bu kare, aklımıza şu soruyu sokuyor:
Türkiye’nin bütün dünyayı şaşırtacak bir şekilde NATO ve Rusya siyasetlerinde yaptığı değişiklik ve yüzünü tekrar Batı’ya çevirme imgesi vermesinin gerisinde iki hafta önce Galataport’taki bu “Boardwalk’ın” katkısı olmuş olabilir mi?
Birlikte yürüyen iki kişinin geçmişine bakınca “evet olabilir” diyorum.
İbrahim Kalın Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü sırasında en hengameli günlerde bile Batı ile ilişkileri koparmamak için çok uğraş etmiş bir insandı.
Eski Dışişleri Bakanı ve eski İçişleri Bakanı her gün Avrupa’ya Amerika’ya “haddini bildiren” ağır hakaretler yağdırırkan, o çoğu zaman lisanına itina göstermiş bir bürokrattı.
Batı medyası ile ilişkileri hep iyidi.

Hakan Fidan geçmişte sessizce neler yapmıştı?

Hakan Fidan ise başından beri bölgemizde en hengameli komşularla bile iplerin kopmaması için çalışanların başında geliyordu.
Kabul edelim ki, Suriye, Mısır ve Arap ülkeleri ile alakalarda sokaktaki siyaset lisanı çatallı bir yılanınkine döndüğünde bile o sessiz ve çok tesirli bir diplomasi yürüttü..
Ve sanılanın bilakis Batı ile ilgilerde de hep yapan bir tavır sürdürdü.

Davutoğlu’nun derinlik zırvalarının sona erişi

Geçen pazartesi günü yaşanan sürprizler, dış siyasette Ahmet Davutoğlu tesirlerinin tamamen sıfırlandığı manasına geliyor.
Acaba bu yeni siyasetin oluşmasında yan yana yürüyerek görüntü veren bu iki insanın yarattığı bir nevi “Galataport Ruhu”nun” tesiri olmuş olabilir mi…
Bence var.

Erdoğan popülizmden uzaklaşıyor, muhalefet lisanı ise Çölaşanlaşıyor

Seçim sonrasında birtakım şeyler değişiyor gibi…
Mesela İçişleri’nde yeni bakan Ali Yerlikaya, orijinal bir anlayış ve uygulamanın sonuçlarını göstermeye başladı.
Kaçak göçmenlerin sınırdışı edilmesi hızlandı.

Ekonomide ismi konmamış bir IMF programı başladı

Ekonomide popülist uygulamalardan vazgeçiliyor…
Ardarda gelen artırımlar artık ismi konmamış bir “IMF stili kemer sıkmanın” uygulanmaya başladığını gösteriyor.
İktidar geçmiş yıllardaki popülizm uygulamasından kurtuluyor, buna karşılık muhalefet lisanı ise süratle popülistleşiyor.

Muhalif medyada gereksiz bir telaş var

Hem muhalif siyasalların, hem köşe yazarları ve konuşan başların lisanı dört nala sol popülizme koşuyor.
Seçim sonrası insanların siyasi yazıları okumaktan, tartışma programlarını ve militanca haber programlarını seyretmekten kaçması sonucu büyük bir telaş başladı.
O telaş muhalif medyada “Emin Çölaşan üslup ve tarzının” yeniden süratle yükselmeye başlamasına yol açıyor.

Kaybolan Çölaşan terminolojisi hortladı

Bir müddettir tedavülden kalkmış “yalaka”, “dönek”, “şakşakçı” suçlamaları tekrar hortladı.
Muhalefet seçim mağlubiyetinin hırsını lisandan çıkarıyor.
Hakeret ve aşağılama hiç elbet öfkeli dimağların en hoş besinidir.
Ama arkadaş;

Arkadaşlar sol popülizm bizi nereye götürür farkında mısınız?

Bil ki, popülizmin her türlüsü beladır…
Sağ popülizm, Türkiye’nin seçim öncesi hepimizi kahreden iktidar otoriterliğini ve tek adam rejimlerini getirdi.
Ya bu sol popülizm? O bizi nereye götürür?
Söyliyeyim; Venezuela’daki Maduro diktatörlüğüne…
Ama şunu unutmayalım.
Türkiye’nin problemleri artık bu ilkel popülizmlerle çözülebilecek noktayı geçti.

Tamam bana aptal deyin, merak etmeyin dava açmam

Muhalefet kendi içinde, ne olduğu belgisiz bir “değişim” hengamesi yaparken, iktidar kendi “değişimine” başladı bile…
Şimdi muhalif kanatta, mahalle baskısından kurtulup, bu gelişmenin ismini koyanlara karşı bir hakaret salvosu başladı.
Ben de diyorum ki;
Arkadaş, hakaret edeceğinize, bu değişimin; bu “Galataport ruhunun”, “yargıya”, “insan haklarına”, “medya ve ifade özgürlüklerine” yayılması için uğraş gösterseniz daha iyi olmaz mı…
Diyorum ki; lisanınızı hakaretten, yapan bir tenkide çevirin..
İsterseniz aptalca bir optimistlik deyin.
Deyin, hatta benim iyimserliğime bakıp, bana “aptal” deyin.
Ama hiç olmazsa deneyelim yahu…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.