Karar yazarı Demirtaş: 28 Şubat’ta “bizim başörtülü kızımız” için üzülen devlet, bugün adalet talep eden başı açık gençleri neden duymuyor?
Karar yazarı Şule Demirtaş, ‘Mazlumken anlayanlar, muktedirken unuttu mu?’ başlıklı yazısında İstanbuş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyon ve sonrasında yaşanan protesto şovlarına katılan gençleri ele aldığı yazısında, 28 Şubat sürecini hatırlatarak “O zulüm, bugünkü muktedirlerin de şahsi hafızasında derin yaralar bıraktı. Pekala şu anda ne değişti? O gün ‘bizim başörtülü kızımız’ için üzülen devlet, bugün adalet talep eden başı açık gençleri neden duymuyor?” diye sordu.
“‘Onlar bizdik de bu çocuklar kimlerin?’ diye sormak, yalnızca duygusal bir yakınma değil, aynı vakitte tarihî bir yüzleşme davetidir,” diyen Demirtaş şöyle yazdı:
“28 Şubat’ın post çağdaş karanlığında başörtüsüne uzanan elleri hatırlarken, sırf inancımız değil, gençliğimiz de bastırılıyordu. O zaman da üniversite kapılarında fişleniyor, yurtlardan atılıyor, ailemizle devlet arasında sıkışıp kalıyorduk. Bizler de devletin ‘evlatlar envanterine’ değil, tehdit kataloglarına yazılıyorduk.
O zulüm, bugünkü muktedirlerin de şahsi hafızasında derin yaralar bıraktı. Pekala şu anda ne değişti? O gün ‘bizim başörtülü kızımız’ için üzülen devlet, bugün adalet talep eden başı açık gençleri neden duymuyor? O zaman üniversite kapısında durdurulmak neyse, bugün yürüyen bir genç için polis müdahalesi görmek de o kadar ağır değil mi? Hangi öfke, hangi inanç, hangi duruş devletin şefkatini hak eder de hangisi dışlanır? Aynı karanlıklardan geçtik. Şu Anda bir jenerasyon daha kapının dışında bırakılıyor ve biz, o kapının önünden geçerken hiçbir şey demiyoruz.”
“Bugün sokakta yürüyenlerin kim olduğundan çok, ne söylediğiyle ilgilenmek zorundasınız”
Bugün sokakta yürüyenlerin kim olduğundan çok, ne söylediğiyle ilgilenmek zorundasınız. Hangi siyasi görüşten, hangi sosyal etraftan geldikleri değil, hangi soruları sordukları, hangi acılarda buluştuklarıdır çok önemli olan. Zira bu öfke sırf bir partiye, bir isme, bir figüre yönelmiş değildir. Bu öfke, artık ne söylese ‘yasadışı’ sayılan, ne yapsa ‘tehlikeli’ bulunan, ne düşünse ‘gereksiz’ görülen bir neslin kolektif haykırışıdır. Onları duymak, onaylamak değildir. Ama duymamak, inkâr etmektir.”
Yazının tamamı için .