İki yıldır süren Türk-Alman iş birliği, mevcut uluslararası konjonktürdeki değişimden kaynaklanmaktadır. Kısa vadeli çıkarlara dayalı olan bu etkileşim kırılgandır. Dolayısıyla, uluslararası konjonktür değiştiğinde Berlin-Ankara ilişkilerinin de değişime uğraması mümkündür. İleride mevcut çatışmalar sona erdiğinde ve küreselde farklı gündemler ortaya çıktığında aktörler, mevcut ilişkileri yeni baştan gözden geçirecektir
Prof. Dr. Birgül Demirtaş
Küresel siyaset 2022’den bu yana zorlu meydan okumalardan geçiyor. Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasıyla başlayan süreç, Hamas ve İsrail’in saldırılarıyla devam etmiş, ardından ABD ve İsrail’in İran’a savaş açmasıyla bir başka cephede daha çatışmalar başlamıştır. Bir yandan, Rusya ve ABD yönetimleri, diğer yandan da İsrail hükümeti, uluslararası hukuku ihlal etmişler ve küresel istikrarı tehdit eden siyaset izlemeye başlamışlardır.
Oysaki İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni dünya düzeni inşa edilirken büyük güçlerin küresel sistemde barışı ve istikrarı koruyacakları düşünülmüş ve bu nedenle kendilerine bazı imtiyazlar tanınmıştı. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik koltuğu ve veto hakkı kendilerine sunulmuştu. Başat güçlerin sorumlulukla hareket edecekleri, uluslararası hukuka saygı gösterecekleri ve küresel düzenin korunmasına öncelik verecekleri düşünülmüştü. Ayrıca, 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Antlaşması’yla (NPT) nükleer silahlar konusunda tekel oluşturmalarına da imkan tanınmıştı. Oysaki günümüzde uluslararası sistemin istikrarını ve temel prensiplerini korumaları için kendilerine özel imtiyazlar bahşedilen başat güçlerin kendileri ve destekledikleri ülkeler, küresel sistemin düzenini ve istikrarını en çok tahrip eden aktörler olmuşlardır.
Bir yandan; yeniden çatışmaların ve uluslararası hukuk ihlallerinin normalleştiği, öte yandan; başat güçlerin revizyonist politikalarının yükselişe geçtiği böyle bir dönemde orta büyüklükteki devletler dış politikalarını yeniden tasarlamak durumunda kalmaktadır. Dost-düşman kavramsallaştırmaları yeniden tanımlanmaktadır.
İki orta büyüklükteki devlet olarak Türkiye ve Almanya da bu dönemde dış politikalarını gözden geçirmek durumunda kalmışlardır. Her iki aktörün de dış politikaları son yıllarda değişim süreçleri geçirmiştir. Aynı zamanda, Berlin-Ankara hattındaki ilişkiler de son yıllarda hızlı bir değişimden geçmiştir.
Bu çalışmada, Türkiye-Almanya ilişkilerinde 2024’ten bu yana yaşanan gelişmeler analiz edilecektir. İki ülke arasındaki resmi ziyaretlerin sıklaşmasına, pozitif söylemlere ve eylemlere odaklanan bu dönemin belli başlı özellikleri ele alınacaktır. Yakınlaşmanın başlıca nedenleri incelenecektir. Aynı zamanda mevcut sürecin geleceği de analiz edilecektir.
Almanya’nın değişen güvenlik politikası
Almanya-Türkiye ilişkileri uzun bir geçmişe sahiptir. Prusya-Osmanlı ilişkilerinden günümüze kadar ilişkiler çeşitli sınamalardan geçmiştir. 1961’de imzalanan işgücü anlaşması, ilişkilerin insani boyutunu güçlendirmiştir. Son dönemi ele alacak olursak 2017’den itibaren ilişkiler büyük bir gerginlik yaşamıştır. Türk siyasi elitlerinin seçimler öncesi Almanya’da Türk seçmenlere yönelik miting düzenlemek istemesi Berlin’de tepki toplamıştır. Ayrıca, Deniz Yücel örneğinde olduğu gibi gazetecilerin tutuklanması yeni bir sorun alanı daha yaratmıştır. Öte yandan Almanya, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonlarını sert bir dille eleştirmiştir.
Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, Almanya’nın güvenlik politikalarında büyük bir kırılmaya yol açmıştır. O döneme kadar Alman hükümetleri, Rusya’yla iyi ilişkilerini korumaya çalışmışlardır. Enerji kaynağı ihtiyacının önemli bir kısmını Rusya’dan sağlayan Almanya, onyıllar boyunca “ticaret yoluyla değişim” (Wandel durch Handel) kavramını kendisine rehber edinmiştir. Bu bağlamda, Rusya’yla ekonomi temelli pragmatik ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Kaldı ki iki Almanya’nın birleşmesine Mikhail Gorbaçov’un 1989-1990 yıllarında verdiği büyük destek Berlin’de Rusya’ya yönelik bir büyük sempati yaratmıştı. Almanya tarihi birleşmesini bir anlamda SSCB’nin o dönemki olumlu politikalarına borçluydu. Alman halkının hafızasında olumlu Rusya imajı konsolide olmuştu.
Ne var ki Putin yönetiminin Ukrayna’ya yönelik başlattığı savaş Alman güvenlik politikası için sadece sözde değil özde de “dönüm noktası”ydı. Dönemin Başbakanı Olaf Scholz’un 27 Şubat 2022’de yaptığı tarihi konuşmada kullandığı “dönüm noktası” (Zeitenwende) kavramı, Almanya’nın yeni güvenlik politikalarını anlamak için anahtar niteliği taşımaktaydı. Berlin yönetimi, Rusya’nın savaşını sadece Ukrayna’ya yönelik bir eylem olarak algılamadı. Alman hükümetlerinin yaklaşımına göre tüm Avrupa Rus tehdidi altındaydı. Nitekim Polonya ve Romanya’ya düşen füzeler bu yaklaşımın yanlış olmadığını göstermekteydi.
Ukrayna’da savaşın başlamasının ardında Alman hükümeti silahlı kuvvetlere daha fazla yatırım yapmaya başladı. 2022’de savaş başlar başlamaz Alman hükümeti orduya 100 milyar Avro’luk ek fon ayırdı. Aynı zamanda savunma harcamalarını önce GSMH’nin yüzde 2’sine, ardından 2005’te Lahey’de yapılan NATO Zirvesi’yle yüzde 5’e çıkarma kararı aldı. Aynı zamanda ülkede zorunlu askerliğin tekrar geri getirilmesi için bazı hazırlıklar yapılmaya başlandı. Başlıca dış güvenlik tehdidi Rusya olarak algılanmaya başlandı. Soğuk Savaş dönemindeki Rus askeri tehdidi korkusu yeniden baş gösterdi. İki kutuplu sistemin sona ermesiyle başlayan dost komşularla çevrili olma ve barış dolu bir ortamda yaşama hissi ortadan kayboldu.
Karadeniz’in ardından Ortadoğu’da baş gösteren savaşlar da Almanya için zorlu bir süreci başlattı. Hamas’ın saldırılarının ardından başlayan İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırıları ve de ardından ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı Alman dış politikasını zorlu meydan okumalarla karşı karşıya bıraktı.
Bu zorlu süreçte Türkiye’nin jeopolitik konumu yeniden önem kazandı. Hem Karadeniz hem de Ortadoğu güvenliğinde önemli rol oynayan Türkiye, kendi bölgesinde kritik bir konumda olduğunu yeniden hissettirdi. İsrail dışında savaşan tüm taraflarla diyalogunu devam ettiren Ankara, komşu bölgelerdeki tüm çatışmaların bitmesi için çaba harcadı. Rusya-Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı. İran’a yönelik savaşın bitmesi için de tüm tarafları çatışmaları durdurmaya davet etti.
Güvenlik sorunlarının akut hale geldiği böyle bir ortamda Almanya da Türkiye’ye yönelik politikasını yeniden masaya yatırmış gözükmektedir. Geçtiğimiz yıllarda büyük gerginliklerin yaşandığı Türk-Alman ilişkilerinde yeniden bahar havası yaşanmaya başlamıştır. Berlin-Ankara hattında önceki yıllardaki gerginlik 2017’de seçim mitingleriyle başlamış, ardından Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonlarıyla yeni bir boyuta ulaşmıştı. Hatta öyle ki Alman haber ajansı Deutsche Welle’nin yayınları bile Türkiye’de yasaklanmıştı. Ancak 2024’ten bu yana yeniden ilişkilerde bahar havası esmeye başlamıştır. Aşağıdaki bölümde yakınlaşmanın temel dinamikleri ele alınacaktır.
Berlin’in Türkiye’ye yönelik yeni yaklaşımı
Ankara-Berlin hattında 2024’ten bu yana yoğun bir diplomatik trafik yaşanmaktadır. 2024 ve 2025’te Alman Cumhurbaşkanı Frank Steinmeier’in Türkiye’ye yönelik ziyaretleri gerçekleşti. 2025 yılında yeni göreve gelen Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ardından Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da hem 2025’te hem de 2026’da Türkiye’ye geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Kasım 2025’teki ziyaretinin ardından 18 Mayıs 2026’da yeniden Almanya’ya gitti. Türk Dışişleri Bakanı’nın son ziyaretinde Alman Başbakanı Merz tarafından da kabul edilmesi, Berlin yönetiminin ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak kayıtlara geçti.
Bakan Fidan’ın gerçekleştirdiği son ziyarette 12 yıldır toplanmayan Türkiye-Almanya Stratejik Diyalog Mekanizması (SDM) yeniden faaliyete geçirilerek bu çerçevede üçüncü toplantı yapıldı. Ankara-Berlin ilişkilerini geliştirmek ve Türkiye’nin AB katılım sürecine katkı sağlamak amacıyla kurulan SDM, ilk toplantısını 2013’te, ikincisini ise 2014’te yapmıştı. İlerleyen yıllarda ikili ilişkilerde yaşanan sorunlar nedeniyle o tarihten bugüne kadar toplantı yapılamamıştı.
Peki neden Almanya, son yıllarda Türkiye’yle ilişkilerinde sorunlu alanları adeta görmezden gelmeyi ve iş birliği alanlarına yoğunlaşmayı tercih etmektedir? Hangi dinamikler Berlin’deki karar alıcıların Ankara’yla ilişkilerini normalleştirmeye çabalamalarına yol açmıştır? Bir başka deyişle Berlin-Ankara hattındaki bahar havasını hangi faktörlere borçluyuz?
Almanya’nın Türkiye’ye ilgisinin bir nedeni Türkiye’de savunma sanayiinin son yıllarda gerçekleştirdiği atılım olarak gözükmektedir. Osmanlı’nın 19. yüzyılından Soğuk Savaş başlayana kadar olan dönemde Alman yönetimleri Türk hükümetlerine silah satarken son dönemde farklı bir manzara ortaya çıkmaktadır. Almanya’nın Türkiye’den kıtalararası Yıldırımhan füzesini ve uzun menzilli Tayfun Block 4’ü almaya çalıştığı belirtilmektedir. Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinde iki ülke arasında bu konuda müzakere yapılması beklenmektedir (Drüten, 2026).
Ayrıca, savunma konusunda başka bir yakınlaşma Türkiye’nin savunmasının desteklenmesi konusunda yaşanmaktadır. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı sırasında İran’dan ateşlendiği düşünülen füzelerin arka arkaya Türkiye’ye düşmesi Almanya’yı harekete geçirdi. Berlin hükümeti, Patriot savunma füzelerini ve 150 Alman askerini NATO kapsamında yardımcı olmak üzere Türkiye’ye gönderme kararı aldı (NATO Flug-Abwehr, 2026). Bu karar, iki ülke arasında savunma alanında bir adım daha yakınlaşmanın önemli bir kanıtı oldu.
Türk-Alman savunma yakınlaşmasının bir başka işareti ise yeni Alman hükümetinin Eurofighter savaş uçaklarının Türkiye’ye satışı konusunda fiili olarak 2019’dan beri uyguladığı ambargoyu 2025’te kaldırmasıydı.
Alman Dışişleri Bakanı Wadephul, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz Mayıs ayındaki Almanya ziyareti sırasında ikili ilişkilerin yeni bir kaliteye ulaştığını ifade ederek görüşmelerin dört ana konuda odaklandığını ifade etti: Türk-Alman ilişkileri, Türkiye-AB ilişkileri, güvenlik politikası ve bölgesel çatışmalar. Bakan Wadephul, Türkiye’nin Almanya için önemini üç başlıkta açıkladı: coğrafi yakınlık, siyasi ve ekonomik önemi, çatışma alanlarına potansiyel etkisi.
Gerçekten de Türkiye’nin hem Karadeniz’deki hem de Ortadoğu’daki çatışma alanlarına coğrafi yakınlığı ve bu bölgelerdeki potansiyel etkisi Almanya’nın politika değişimini etkilemiş gözükmektedir. Merz’in de Ekim 2025’teki Türkiye ziyaretinde bu konuya vurgu yapmış olması önemlidir. Alman Şansölyesine göre yeni küresel jeopolitikte büyük güçler hakim rol oynamaktadır, dolayısıyla Almanya’nın yapması gereken böyle bir yeni uluslararası ortamda “stratejik” ortaklıklar geliştirmektir. İşte tam da bu noktada Berlin perspektifinden Türkiye’ye yönelik yeni bir yaklaşım geliştirilmektedir.
Merz’e göre Almanya, tüm dış politika ve güvenlik politikalarında önem taşıyan Türkiye’yle yeniden “stratejik diyalog” geliştirmek istemektedir (“Pressekonferenz von Bundeskanzler Merz, 2025). Alman Başbakanına göre Türkiye’yle ortaklığı derinleştirmek “aklın zorunlu kıldığı bir gerekliliktir” (“ein zwingendes Gebot der Vernunft”) (Hildebrand, 2026). Merz’in sözkonusu ifadesi, mevcut konjonktürde Almanya’nın dış politikasının nasıl reelpolitik ekseninde şekillendiğini göstermektedir. Mevcut uluslararası şartlar, Berlin’deki karar alıcıların Ankara’yla ilişkilerini geliştirmelerini zorunlu kılmıştır.
Türkiye’nin çatışmalarla dolu yakın coğrafyasında sahip olduğu kritik rol, Almanya’nın politikalarında değişime yol açmıştır. Türkiye’nin yaşadığı demokratikleşme sorunları, Suriye’nin kuzeyindeki operasyonları, Türk hükümetlerinin diaspora politikalarının nedeniyle 2017-2023 arası gerginlik yaşanan ilişkiler bir kenara bırakılarak, 2024’ten itibaren tekrar normalleşme süreci başlamıştır.
Ancak ne var ki yaşanan bu dönüşüm, “öteki” olarak görülen bir aktörle mevcut jeopolitik konjonktürde şartların da zorlamasıyla gerçekleşen “reelpolitik işbirliği”dir. Kimlikler hala farklıdır. Ortak bir üst kimlik yoktur. Nitekim Türkiye’nin karşısında hala onun AB üyeliğine mesafeli yaklaşan bir Almanya vardır.
Her ne kadar Alman siyasiler karşılıklı resmi ziyaretlerde Türkiye’nin AB sürecini destekledikleri mesajı verseler de somut adımlar ve somut vaatler yoktur. Aslına bakılırsa ne Türkiye ne de Almanya ve AB tarafı, müzakere sürecini yeniden canlandırmak konusunda istekli değildir.
Nitekim hem Almanya’da 2025’te işbaşına gelen CDU/CSU-SPD hükümeti hem de bir önceki SPD-Yeşiller-FDP hükümetinin koalisyon sözleşmelerine bakıldığında görülen Türkiye söylemi resmi yaklaşımı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Her iki hükümet sözleşmesinde de Türkiye ve Almanya’nın NATO’da ortak oldukları vurgulanmakta ancak iş AB’ye geldiğinde “Türkiye’nin AB’nin komşusu” olduğu ifade edilmektedir. Merz hükümetinin koalisyon antlaşmasında bir yandan Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik önemi vurgulanırken, öte yandan Türkiye AB değerlerinden uzaklaştığı için eleştirilmektedir. Ayrıca, Alman Dışişleri Bakanlığı web sayfasında da 2017’den itibaren Türkiye’de yaşanan demokrasi sorunlarının altı çizilerek, Türkiye-AB müzakerelerinin açık uçlu yürütüldüğü vurgulanarak, aslında Ankara’nn Birlik üyeliğinin ne kadar uzak olduğu ima edilmiştir. Dolayısıyla, Almanya Türkiye’yle kendisini sadece NATO bağlamında ortak olarak görmekte, ancak AB çerçevesinde Türkiye, jeopolitik koşullar gerektirdiği zaman iş birliği yapılan bir “komşu” olarak algılanmaktadır.
Sonuç
Bu çalışmada, Türkiye-Almanya ilişkilerinde 2024’ten bu yana yaşanan değişim incelenmiştir. İki ülke arasında 2017-2023 arası yaşanan gerginliklerin ardından özellikle son iki yıldır ilişkilerin normalleşmeye başladığı ve pozitif gündemin hakim olmaya başladığı görülmektedir. Bunun en önemli nedeni küresel sistemde değişen konjonktürdür. Karadeniz’de ve Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar, Türkiye’nin jeopolitik konumunu ve komşu bölgelerdeki rolünü kritik düzeye yükseltmiştir. İkinci neden ise Türkiye’nin savunma sanayiinde yaşanan gelişmelerdir. Almanya’nın Türkiye’deki askeri değişimler yakından ilgilendiği ve Türk firmalarının geliştirdiği füze sistemlerini satın almayı planladığı anlaşılmaktadır.
Uluslararası sistemde ortaya çıkan çatışmalar, Almanya’nın güvenlik politikalarında radikal bir değişime yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından “sivil güç” olarak adlandırılan ve barış odaklı dış politika izleyen Almanya, Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasından bu yana giderek daha çok askerileşen bir güvenlik politikası izlemektedir. Realizmin hakim olduğu söylemler ve politikalar geliştiren Alman karar alıcılar, böyle bir ortamda Türkiye gibi bir bölgesel aktörle ilişkilerini geliştirmek istemektedir.
Ancak inşa edilmeye çalışan pragmatik iş birliğiyle ilgili bazı noktalara dikkat çekilmelidir: Öncelikli olarak son iki yıldır süren Türk-Alman iş birliği, yukarıda da anlatıldığı gibi, mevcut uluslararası konjonktürdeki değişimden kaynaklanmaktadır. Kısa vadeli çıkarlara dayalı olan bu etkileşim kırılgandır. Dolayısıyla, uluslararası konjonktür değiştiğinde Berlin-Ankara ilişkilerinin de değişime uğraması mümkündür. İleride mevcut çatışmalar sona erdiğinde ve küreselde farklı gündemler ortaya çıktığında aktörler, mevcut ilişkileri yeni baştan gözden geçirecektir.
Aynı zamanda bugünkü küresel ortamda Almanya’nın Türkiye’yle geliştirmeye çalıştığı yakınlık, AB’nin motor ülkesinin kimlik olarak “öteki” olarak algılanan bir ülkeyle gerçekleştirmeye çalıştığı bir iş birliği sürecidir. Ortak kimlik inşasını ve değerleri kapsamamaktadır. Bu nedenle, gelecekte alacağı yön soru işaretleriyle doludur.
Kaynakça:
Drüten, Carolina, “Die bemerkenswerten Plaene für ein Raketengeschaeft mit Erdogan”, Die Welt, 19 Mayıs 2026.
Markus Hildebrand, “Strategische Wette: Wie Deutschland die Türkei neu entdeckt”, KAS Laenderberichte,13 Mayıs 2026, https://www.kas.de/de/laenderberichte/detail/-/content/strategische-wette-wie-deutschland-die-tuerkei-neu-entdeckt
“NATO Flug-Abwehr: Patriot-Unterstützung für die Türkei”, Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri), 20 Mayıs 2026, https://www.bundeswehr.de/de/organisation/operatives-fuehrungskommando-der-bundeswehr/patriot-unterstuetzung-tuerkei-6106074
“Pressekonferenz von Bundeskanzler Merz und Staatspräsident Erdoğan in Ankara”, 30 Ekim 2025, https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/pressekonferenz-kanzler-merz-tuerkei-2391686
Strategische Wette, KAS
( ALINTI )