DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, belediyelere ilişkin yaptığı değerlendirmede iktidarın “yargı ve kayyım” politikalarını, ana muhalefetin ise “yolsuzluk ve denetimsizlik” sorunlarını eleştirerek, iki tarafın da vatandaşın sorunlarına çözüm ...
02.04.2026
0
Türkiye Altın İşletmeleri A.Ş.’nin Nevşehir ve Kayseri’yi kapsayan maden kapasite artışı projesi için “ÇED olumlu” kararı verildi. Proje kapsamında faaliyet alanı genişletilirken yeni tesislerin kurulması planlanıyor. Cumhuriyet'ten Şeyda Öztürk'ün ...
01.04.2026
0
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İkizköylü Esra Işık'ın tutuklanmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Bu ülkenin ağacını, ormanını, suyunu, taşını savunmak suç değildir" dedi. Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki ...
01.04.2026
0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Zonguldak'ta 1 Nisan'da yapılan İl Genel Meclisi Başkanlığı seçiminde pusulada "harf hatası" yapıldığı gerekçesiyle CHP'nin oyunun geçersiz sayılarak CHP'nin adayının seçimi kaybettiğinin iddia ...
06.04.2026
0

Ertuğrul Özkök: 4 Temmuz günü hepimiz gözümüzün önündeki gizli şifreyi atlamışız

Ertuğrul Özkök: 4 Temmuz günü hepimiz gözümüzün önündeki bâtın şifreyi atlamışız

Ertuğrul Özkök: 4 Temmuz günü hepimiz gözümüzün önündeki gizli şifreyi atlamışız
Yayınlama: 07.07.2023
4
A+
A-

Ertuğrul Özkök, “Günün Olayı” başlığıyla ve “newsletter” olarak paylaştığı yazısında bugün, Mısır ve Türkiye’nin karşılıklı olarak büyükelçi atama kararını aldıklarını ifade ederek, “O gün çok çok önemli bir şeyi atlamışız. ‘4 Temmuz’ tarihini… Dün Sedat Ergin hepimize hatırlattı. Meğerse 4 Temmuz, Mısır’da ‘Sisi darbesinin’ yapıldığı tarihmiş” diye yazdı.

Ertuğrul Özkök’ün “4 Temmuz günü hepimiz gözümüzün önündeki bâtın şifreyi atlamışız” başlıklı yazısı şöyle:

4 Temmuz günü hepimiz gözümüzün önündeki kapalı şifreyi atlamışız

Evet hepimiz atlamışız.
Meğer gözümüzün önünde çok sembolik tarihi bir gelişme olmuş…
Ama Kılıçdaroğlu’ndan öbür bahis görmeyen siyaset muharrirlerimiz, konuşan başlarımız, dış siyaset yazarlarımız…
Bendeniz…
Hepimiz atlamışız.
Dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in yazısını okurken farkına vardım olayın.

4 Temmuz günü Kahire ve Ankara’da yapılan “savaşa son” açıklaması

Merakınızı fazla gıcıklamadan hususa gireyim.
4 Temmuz günü, yani geçtiğimiz salı, şu oldu:
Türkiye ve Mısır karşılıklı olarak büyükelçi atama kararı aldı.
Böylece iki ülkenin 10 yıl önce kesilen büyükelçilik seviyesindeki diplomatik münasebeti yeniden kuruldu.
Bu da bölgenin en büyük devletlerinden ikisinin, ortalarındaki düşmanlığa son verdikleri manasına geliyordu.
Yani “Artık aramızdaki savaş bitti” diyorlardı.
Benim 10 yıldan beri savunduğum bir şey olduğu için gönülden destekledim ve destekliyordum bu kararı.

Hiçbirimizin aklına niçin 4 Temmuz sorusu gelmedi

O gün çok çok önemli bir şeyi atlamışız.
“4 Temmuz” tarihini…
Dün Sedat Ergin hepimize hatırlattı.
Meğer 4 Temmuz, Mısır’da “Sisi darbesinin” yapıldığı tarihmiş.
Darbe 3 Temmuz öğlenden sonra başlamış, 4 Temmuz sabahı tamamlanmıştı.
Yani Türkiye ile Mısır, bu “Darbenin 10’ncu yıldönümünde el sıkışarak, ortalarındaki diplomatik savaşa son verdiklerini ilan etmişlerdi.
Şimdi bu “4 Temmuz” tarihi de nereden çıktı diye sormaz mısınız…

Bu tarihi kim istedi, tesadüf mü

İki ülke arasında “diplomatik savaşların anası” o gün başlamıştı.
Biz 4 Temmuz 2013 günü itibaren Mısır’a ve Sisi idaresine karşı büyük bir diplomatik savaş başlattık.
Bütün dünyada Sisi aleyhtarı kampanyanın silahşörlüğünü yaptık.
Aradan 10 yıl geçti..
Mısır’da ve Sisi’nin durumunda hiçbir bir değişiklik yok.
O gün darbeci idiyse…
Bugün de aynı özelliği ile iktidarda.

Darbenin 10. yıldönümünde Rabia bitti

Öyleyse değişen kim?
On yıldır Sisi’ye “darbeci” diyen, bütün Arap alemini, dünyayı ona karşı harekete geçirmeye çalışan, Rabia işaretini kendi seçim meydanlarının sloganı haline getiren, Birleşmiş Milletler’de Sisi var diye masaya oturmayan Türk tarafı…
Şimdi, 4 Temmuz benzeri sembolik bir günde, hem de Sisi’nin iktidara gelişinin 10’ncu yılı benzeri tekrar çok sembolik bir yılda büyükelçilik mutabakatını açıklayarak bütün dünyaya şu mesajı verdik.
“Sisi artık gözümüzde yasal bir devlet lideridir. Ve biz darbe ile ilgili savlarımızdan vazgeçiyoruz…”

4 Temmuz özel mi seçildi, yoksa Dışişleri mi atladı

Kafamda gazeteci olarak iki soru var.
Bugün tesadüf müydü, yoksa özel olarak mı seçilmişti?
Yoksa bakanlıkta bu türlü bir güne rastladığını farkeden kimse olmadı mı…
Tabi son ihtimal de şu.
Özel olarak seçildiyse, bu tarihi kim teklif etti?
Rejimi değiştiren Anayasa’yı 12 Eylül günü referanduma sunan, son seçimi 14 Mayıs’a koyacak kadar sembolizm düşkünü Ankara bu türlü “çok özel bir günü” nasıl kabul etti?
Hemen söyleyeyim. Benim için hiç çok önemli değil.
Cesur bir adım bu.
Sanmayın ki eleştireceğim, tam tersine bütün kalbimle destek veriyorum.

4 Temmuz’un manası: İhvan bitti, Misak-ı Ulusal’a dönüyoruz

Ama Sedat Ergin’in bıraktığı noktadan bir adım öteye gideceğim ve 4 Temmuz günü atılan bu adımın ismini tam olarak koyacağım.
Benim için;
4 Temmuz günü atılan bu imza; Türk dış siyasetinin “Kızıl elma” anlayışından çıkıp, tekrar “Misak-ı Milli” siyasetine dönüşüdür.
Adını koymak istediğim bir ikinci şey de şu.
4 Temmuz günü atılan imza;
Türk dış siyasetinin “İhvan” bağımlılığından kurtulup, tekrar “ulusal çıkarlar” anlayışına dönüşüdür.
Bunun sonu da şudur:
“Dış siyasette Ahmet Davutoğlu hayalciliğinin bitip, tekrar “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışına dönüş.”

Rusya siyasetindeki muvaffakiyetin sırrı çok açık

Şu gerçek artık bütün açıklığı ile karşımızda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan kendini ne zaman “İhvan eksenli” dış siyaset anlayışından kurtardıysa, o zaman dış siyasette olağanüstü başarılara imza atıyor.
Mesela Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki tutumu…
Olaya tamamen Türkiye’nin ve Türk halkının çıkarları açısından bakıyor ve sahiden başarılı.
Mesela İsveç’in NATO’ya alınması…

Ama İhvan’ın bağımlılığı bize çok değerliye patladı

Ama ne zaman çocukluk hayallerine, İhvan duygusallığına girdiyse, Türkiye açısından sonu son derece ağır hezimetlerle karşılaştık.
Mesela Suriye…
Orada Müslüman Kardeşler iktidara gelir hissiyle, hududumuz dünyanın bütün direnişçi fanatiklerine açıldı.
Sonuç tam bir felaket oldu.
Sınırımız Peşaver’e döndü.
Türkiye’nin altından kalkamayacağı bir göçmen sorunu ortaya çıktı.
Mesela Körfez ülkeleriyle ilişkiler.
Türkiye’nin menfaatleri hiç dikkate alınmadan yalnızca Müslüman Kardeşler’e destek olmak için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile düşmanlık yaratıldı.

Bizi Akdeniz’de tek başına bırakan İhvanseverlik

Mesela Mısır…
Sırf orada Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi başkan olacak diye Mısır halkının da büyük kısmını karşımıza aldık.
Mesela Sudan…
Hepsi Türkiye açısından felaketle sonuçlandı.
Akdeniz’de tek başımıza kaldık.
Şimdi bu İhvan enkazı yavaş yavaş kaldırılıyor ve Türkiye dış siyasetinde Cumhuriyet’in kurduğu fabrika ayarlarına dönüyor.
Dışişleri’nin başında gerçekçiliği ve konuşmaktan çok iş yapmasıyla tanıdığımız bir insan var.
İhvan ve Müslüman Kardeşler, bugün bütün İslam aleminin siyaset ufkundan silindi.
Dolayısıyla Türkiye’nin de bu İhvan ümmeti hayalinden kurtulması çok iyi oldu.

Neticede “Monşer” diye aşağılananlar haklı çıktı

Bu ülkenin sağlam ve milli çıkarlara uygun dış siyasetinin çok başarılı mimarları olan eski sefirler, büyükelçiler yıllardır “Monşer” diye küçümsendi aşağılandı.
Madem Sisi ile barışacak bir noktayla gelebildik…
Artık o insanlara da öteki türlü bakma vakti geldi.
Çünkü “4 Temmuz Mutabakatı” bize onların Ortadoğu siyasetlerinin doğru olduğunu bir defa daha gösterdi.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.