DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, belediyelere ilişkin yaptığı değerlendirmede iktidarın “yargı ve kayyım” politikalarını, ana muhalefetin ise “yolsuzluk ve denetimsizlik” sorunlarını eleştirerek, iki tarafın da vatandaşın sorunlarına çözüm ...
02.04.2026
0
Türkiye Altın İşletmeleri A.Ş.’nin Nevşehir ve Kayseri’yi kapsayan maden kapasite artışı projesi için “ÇED olumlu” kararı verildi. Proje kapsamında faaliyet alanı genişletilirken yeni tesislerin kurulması planlanıyor. Cumhuriyet'ten Şeyda Öztürk'ün ...
01.04.2026
0
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İkizköylü Esra Işık'ın tutuklanmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Bu ülkenin ağacını, ormanını, suyunu, taşını savunmak suç değildir" dedi. Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki ...
01.04.2026
0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Zonguldak'ta 1 Nisan'da yapılan İl Genel Meclisi Başkanlığı seçiminde pusulada "harf hatası" yapıldığı gerekçesiyle CHP'nin oyunun geçersiz sayılarak CHP'nin adayının seçimi kaybettiğinin iddia ...
06.04.2026
0

Fehmi Koru: Sanki mümkünmüş benzeri hilafet ve tevhid bayrakları ile gündeme taşınan özentili ve cahilce çıkışlar…

Fehmi Koru: Güya mümkünmüş benzeri hilafet ve tevhid bayrakları ile gündeme taşınan özentili ve cahilce çıkışlar…

Fehmi Koru: Sanki mümkünmüş benzeri hilafet ve tevhid bayrakları ile gündeme taşınan özentili ve cahilce çıkışlar…
Yayınlama: 09.01.2024
11
A+
A-

Fehmi Koru*

Yeni yılın ilk günü İstanbul’da yapılan İsrail’i kınama emelli mitingde ilk defa kullanılmıştı; akabinde, aynı mitingden sonra kendisine hesap soran bir gençle takışan kişinin yüzüne inen yumruk sonrasında olay gündeme gelince yeniden kullanıma girmişti.

‘Hilafet bayrağı’…

Birileri sonradan o bayrağın ‘Hilafet bayrağı’ değil ‘Tevhid bayrağı’ olduğunu ileri sürdü.

Her iki bayrağın –‘Hilafet’ ve ‘Tevhid’ bayraklarının- isimlerini da o vesilelerle duyduk.

Konu ne zaman açılsa, birileri, o ‘Hilafet bayrağı’ndan hareketle Türkiye’de halifelik biçimi bir idarenin taraftarları bulunduğunu ve onların bunu sağlamak için harekete geçtiklerini ileri sürüyor, birileri de, bunu ileri sürenlere karşılık olarak, onun ‘Tevhid bayrağı’ olduğundan hareketle, bahsin yanlış ele alındığını savunuyor.

Ne palavra söyleyeyim, şaşırıyorum.

İki taraf da yanlışı savunuyor zira.

Literatürde ‘Hilafet bayrağı’ ya da ‘Tevhid bayrağı’ isimleriyle anılan bir bayrak yok zira.

Ne var pekala?

Özenti ve cahillik var.

Hayatının büyük kısmını, öğrencilik döneminde kendini yakın hissettiği ‘mukaddesatçı’ gruplar ve örgütlerin düzenlediği etkinliklerde -bazılarının düzenlemesinde de görev alarak- geçirmiş, sonrasında gazeteci olarak benzer aktiflikleri gözlemlemiş biri olarak, hiçbirinde Türk bayrağı dışında bir bayrak gördüğümü hatırlamıyorum.

‘Mukaddesatçı’ denilirdi yurtseverliği ağır basan muhafazakarlara eski periyotlarda, Osmanlı’ya hayranlık vardı, CHP’li idarelerin genel uygulamalarından rahatsızlık duyulurdu, fakat hilafete özlem denilecek bir hissiyat kendisine sosyal ortamda temsilci bulamazdı.

Dini toplantılarda bile şimdinin yeşil yer üzerine ‘kelime-i tevhid’ yazılı pankartlarına rastlanmazdı.

Sanıyorum, daha çok Batı ülkelerinde düzenlenen birtakım İslami etkinliklerde belli meçhul varlığı hissedilen o bayrağın ülkemize taşınmasından ibaret bir yeni durum söz konusu…

İşin özenti tarafı, tartışmanın bu arka-plana zıt düşmesinden…

Cahillik daha fazla belirgin…

Tarihin hiçbir döneminde, Hilafet’in Osmalı’ya intikal etmesinden önce ve sonrasında, halifeyi ya da hilafeti özel olarak temsil eden bir bayrak hiçbir zaman olmadı.

Olması gerekmedi de ondan…

Peki, bu bayrağın ortaya çıkması ülkemizde birilerinin hilafetin yeniden canlandırılmasını arzuladığı ve bunun için örgütlenildiği manasına mı geliyor?

Sanmıyorum, ama elbette her ülkede her türlü kanıyı ve arzuyu şahsında sürdüren birilerine rastlanabileceği gibi, “Keşke hilafet olsa” diye söylenen ya da “Türkiye İslam Dünyası’nın lider ülkesi olmalı, bu da hilafetle sağlanmalı” benzeri bir fikre sahip insanlar da bulunabilir.

Cumhuriyet’in ilk döneminde böylelerinin bulunduğunu biliyoruz.

Nitekim, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan eden takım, onu ilan etmeden  bir yıl kadar önce, 1 Kasım 1922’de saltanata son vermişken hilafeti ilga etmemiş, 18 Kasım 1922 günü, Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecid Efendi’yi ‘halife’ ilan etmişlerdi. Hilafet, 4 Mart 1924 tarihinde ilga edilene kadar, onun şahsında varlığını sürdürmüştü.

Acaba neden?

Cumhuriyet’i kuran takım, vaktiyle imparatorluğun birer kesimi iken yeni devirde ondan kopmuş ögeleri olan ve sonradan bağımsızlığına kavuşacak ülkelerle irtibatı koparmamak için, Osmanlı İmparatorluğu’nu tasfiye ederken, onun bir özelliği olan hilafet kurumunu müdafaayı düşünmüş olabilir.

Tıpkı ‘üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk’ şöhretine sahip İngiltere’nin, ‘Commonwealth’ (İngiliz Milletler Topluluğu) yapılanması ile, evvelce kendisine bağımlı ülkelerle irtibatını koruması gibi…

Hilafetin varlığını sürdürdüğü 1,5 yıl içerisinde bunun mümkün olmayacağı görülmüş olmalı ki, sonunda bundan vazgeçildi.

Dün -yani Cumhuriyet’in o ilk döneminde- olmayacağı görülen, bugün bütünüyle imkansız olarak karşımızda.

Bu bir hülya bile olamaz.

Olabilir diye düşünenler varsa yanılıyorlar.

Yanılanların başında da, güya bu türlü bir ihtimal varmış ve bunu gerçekleştirmek mümkün olabilirmiş gibi, üzerinde Arapça yazılı ne görürlerse, çabucak hücuma geçenler…

Cehalet tek taraflı değil, sizin anlayacağınız.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.