CHP’den 2025 bütçesine 673 sayfalık şerh yazısı: Erdoğan Meclis’i muhatap alıp sunumu kendisi yapmıyor, anayasa ihlal ediliyor
CHP, dün TBMM Genel Heyeti’nde görüşülmeye başlanan 2023 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’ne 182, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ne ise 673 sayfalık “karşı oy yazısı” yani şerh yazdı. CHP’nin şerh yazısında, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’i muhatap almadığı belirtilerek, “TBMM’nin, bütçe sunumunu bile yapmayan cumhurbaşkanına soru sorma imkanı dahi bulunmamaktadır. Dahası cumhurbaşkanının, TBMM önünde bütçe sunma sorumluluğunu yerine getirmemesi, TBMM’nin, demokrasinin doğuşunda kilit ehemmiyette olan bütçe hakkını kaybetmesi manasına gelmektedir. Bütçe sunumunu cumhurbaşkanı yardımcısının yapması; cumhurbaşkanının ise TBMM’yi muhatap almaması, anayasanın açıkça ihlalidir” denildi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş‘un başkanlığında toplanan TBMM Genel Konseyi’nde, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2023 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi görüşmelerinde ilk gün tamamlandı. Genel Kurul’da 20 Aralık tarihine kadar devam edecek bütçe görüşmelerinin ilk günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz‘ın soruları yanıtlaması ile sona erdi. Teklifin tümü üzerine yapılan görüşmelerin akabinde kanun teklifi hususlarına geçilmesi kabul edidi.
Bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde, AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEM Parti Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Gelecek-Sdet grubu adına Sdet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan konuşma yaptı.
Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; CHP, 2023 Yılı Kesin Hesap Yasa Teklifi’ne 182, 2025 bütçesine de 673 sayfalık “karşı oy yazısı” yani şerh yazdı. 2025 bütçesine yönelik şerhin başlangıcında, “Manzara-i Umumiye” başlığı altında genel duruma yönelik değerlendirmeler yer aldı. Gerek 2023 kesin hesabı, gerekse de 2025 bütçesi şerhinde özetle şu değerlendirmelere yer verildi:
“Raporların içerikleri incelendiğinde, Sayıştay’ın kontrol yetkisinin fiilen ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Sayıştay Dış Kontrol Genel Değerlendirme Raporu’nda kamu ziyanına ilişkin konulara yer verilmemiştir.
Sayıştay raporlarında yer alan tespitlerin birçoğunun rapor okuma komiteleri tarafından raporlardan çıkartıldığına, hatta kontrol raporlarının sansürlendiğine dair tespitlerimiz var.
Geçmiş yıllara ait bulgular kimi kamu yönetimlerine ait kontrol raporlarının “izleme/ takip cetvellerinden” bile çıkarılmıştır. Kimi tespitlerle ilgili içeriklerde kişi, şirket, kurum isimlerinin gizlenmesine bilhassa riayet edilmiştir. Kimi kontrol raporlarında fazladan ödeme yapılmasına ya da eksik gelir tahsilatı yapılmasına ilişkin bulgularda sayı verilmekten bilhassa kaçınılmıştır.
Raporlar TBMM kontrol yetkisini de çok önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Mevcut Sayıştay mevzuatı ile kamu özel işbirliği (KÖİ) uygulaması kapsamında il hastaneleri, 3. havalimanı, köprüler, otoyollar benzeri projelerin ihaleleri sırasında ve sonrasında yaşanan akılalmaz usulsüzlüklere karşın Sayıştay kontrollerinden bir sonuç alınamamaktadır.
Kamuoyunda da infial oluşturan kimi özel hastanelerin yenidoğan ünitesinde tespiti yapılan yolsuzluk boyutu epey büyük ödemelerin Sayıştay’ın kontrollerinde neden tespit edilemediği ya da Sayıştay’ın mevcut kontrol sisteminin bu yolsuz ödemeleri tespitte nasıl çaresiz kaldığı kamuoyu tarafından da sorgulanmaktadır.
“Devlet partizanlaşıyor”
Kamu hizmetine girmede kanun önünde eşitlik ve liyakat prensipleri etkisiz kılınmıştır. Anayasa, toplumda hukuka olan inanç ve saygıyı yok edecek hal ve ölçüde, iç tutarlılığını yitirmiştir. Devlet aygıtında partizanlaştırma süreci giderek ivme kazanmaktadır.
“Cumhurbaşkanı TBMM’yi muhatap almıyor”
TBMM’nin, bütçe sunumunu bile yapmayan cumhurbaşkanına soru sorma imkanı dahi bulunmamaktadır. Dahası cumhurbaşkanının, TBMM önünde bütçe sunma sorumluluğunu yerine getirmemesi, TBMM’nin, demokrasinin doğuşunda kilit ehemmiyette olan bütçe hakkını kaybetmesi manasına gelmektedir.
Bütçe sunumunu cumhurbaşkanı yardımcısının yapması; cumhurbaşkanının ise TBMM’yi muhatap almaması, anayasanın açıkça ihlalidir.
Yasama yetkisi, anayasal çerçevede kullanılamamaktadır. cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin mevcut uygulaması TBMM’yi nitelikli yasa yapma hak ve yükümlülüğünden alıkoymaktadır.
“İkinci bir hazine”
Türkiye Varlık Fonu (TVF) kurulması ve TVF uygulamaları, kamu mali yapısında en çok önemli tahribatı yaratmaktadır. TVF ikinci bir Hazine benzeri çalışmakta, kârlı kuruluşları bünyesine almakta, Sayıştay kontrolü dışına çıkarılarak kamu mali mevzuatına ve kurumlarına epey hasar vermektedir.
KÖİ projeleri için önümüzdeki üç yılda 689 milyar lira ödenecek. Döviz kurundaki artışın programda öngörülenden fazla olması halinde söylediği söz edilen ödemelerin bütçeye yükü artacak.
Anayasa Mahkemesi kontrolü etkisizleştirilmiştir. Yüksek yargı organları birbirlerinin kararlarını tanımamaktadırlar.
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile devletin yapısı baştan aşağı değiştirilmiştir. Devlet örgütlenmesi ve bürokratik yapı, “tek adamın” belirleyici olacağı, kurumların bir bireyden ve onun dar etrafından emir alacağı, bir bireye karşı sorumlu olacağı biçimde yeniden yapılandırılmıştır.
“1,3 trilyon fark neden yok?”
2023 Bütçesi’nin başlangıç ödenekleri ve ek bütçeyle eklenen ödeneklerin toplamıyla, yıl sonu ödenek toplamı arasındaki 1.3 trilyon liralık fark ile detaylı açıklamalara, Sayıştay’ın genel uygunluk bildiriminde yer verilmemesinin sebebi anlaşılamamıştır.
Sayıştay’ın 2023 genel uygunluk bildiriminde, anayasaya aykırı bulunan Cumhurbaşkanı’na bütçede yaklaşık 794.1 milyar TL’lik ödenek ekleme yetkisi veren, bir nevi “saklı bütçe” uygulamasına cevaz veren 14.07.2023 tarihli yasanın süreksiz birinci hususundan hiç bahsedilmemiştir.
TBMM ismine kontrol yapan Sayıştay tarafından düzenlenen raporlarda, KÖİ sistemiyle gerçekleştirilen projeler bundan ötürü yabancı para cinsinden verilen garanti ödemeleri nedeniyle kamu maliyesi açısından gerçekleşmesi mümkün riskler konusunda herhangi bir değerlendirmede ve ihtarlarda bulunulmamıştır.”