“Çıplak arama’, ‘ince arama’, ‘ayrıntılı arama’ isimleriyle kibarlaştırılarak anılsa da söylediği söz edilen olan açıkça genital aramadır, rektum aramasıdır, anüs aramasıdır”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın konuşmacı olduğu TRT World Forum etkinliğinde İsrail’e ticaretin tamamen kesilmesi yönünde protesto eylemi yaptıkları için bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen 7’si bayan 9 kişinin avukatları, ”çıplak arama ve kötü muamele” argümanlarıyla suç duyurusunda bulundu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçede, “Vücut üst bölgesindeki aramadan sonra müvekkillerin alt iç çamaşırlarını dizlerine kadar indirmeleri ve yere çökerek öksürmeleri istenmiştir. Müvekkillerden kimilerine 6-7 kere öksürmeleri söylenmiş işbu durum çıplak arama sürecinin daha da uzamasına sebep olmuştur… Çıplak arama uygulamasından sonra kıyafetleri denetim edilen müvekkillerin başörtüleri, şalları, feraceleri uzun olduğu gerekçesiyle kesilmiştir” denildi.
İstanbul Kongre Merkezinde 29 Kasım Cuma günü düzenlenen TRT World Forum isimli aktiflikte Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın konuşması sırasında İsrail’e ticareti protesto eden 9 kişi gözaltına alınmış, çıkarıldıkları Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanmışlar, avukatlarının itirazı sonucu da geçen cuma akşamı serbest bırakılmışlardı. Bu şahıslar, ”soruşturma sürecinde kötü muameleye maruz kaldıkları” iddiaları ortaya atıldı.
“İşkence”, “nitelikli taammüden yaralama”, “cinsel taciz”, “hakaret”, “tehdit”…
Avukatları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İlk gözaltı sırasında Cumhurbaşkanlığı muhafazalarının, sonra götürüldükleri İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde de görevli müdür ve polis memurlarının, tutuklandıktan sonra da cezaevi vazifelilerinin suçlandığı dilekçede, “işkence”, “nitelikli taammüden yaralama”, “cinsel taciz”, “hakaret”, “tehdit”, “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” ve “görevi berbata kullanma” kabahatlerinin işlendiği öne sürüldü..

“Fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamak, azapta bulunmak ve tehdit etmek suretiyle müvekkilerin onuruna, manevi bütünlüğüne hücumda bulunulmuştur” denilen dilekçede, ileri sürülen tüzel terslikler şöyle anlatıldı:
“Müvekkiller Cumhurbaşkanı’na seslenmeye çalışırken yere düşürülmüş, sürüklenmiş…”
“Müvekkiller, söylediği söz edilen soruşturmaya husus olay sırasında salon içerisinde, cumhurbaşkanına seslenmeye çalışırken kendisine sert ve orantısız bir şekilde müdahale edilmiş, yere düşürülmüş, sürüklenmiş, her biri önce salon dışına çıkarılmış, farklı odalara alınmış, burada hakaret edilmiş, mevt ile tehdit edilmiş ve fizikî şiddete maruz bırakılmıştır. Ardından 9 kişi de aynı yerde toplanmış, burada fizikî şiddet devam etmiş, ‘protesto ne demek, sizin böyle bir hakkınız yok, sağ kaldığınıza şükredin’ şeklinde sözler ile ruhsal şiddete uğramış, müvekkillerden Mücahit’in ayağı burkulmuş, yer düşürülmüş, ayağı kalktığında da duvara vurulmuş, kollarında Cumhurbaşkanlığı rozeti olan, sivil elbiseli, erkek bir şahıs hiçbir şey demeden sol gözüne doğru gelecek şekilde yumruk atmış, diğer müvekkil Emre de benzer şekilde fizikî şiddete uğramış, öldürülmek ile tehdit edilmiş, diz ve bacaklarına sert biçimde vurulmuştur. Bu şekilde emniyete götürülene kadar, süreçlerini yapan kamu vazifelileri tarafından fiziksel şiddet görmüş ve kendilerine sinkaflı kelimler ile hakaret edilmiştir.
“Şiddete İstanbul Valisi Davut Gül de tanıklık etmiştir”
Yaşanan bu şiddete İstanbul Valisi Davut Gül de tanıklık etmiş, lakin ilgili kolluk yahut CB koruma çalışanına mani olmamıştır. Bu tarafı ile sorumluluğu bulunmaktadır. Müvekkiller sağlık raporu alınmak üzere götürüldüğü Bayrampaşa Devlet Hastanesi’nde bu olaya dair şikayetlerini dile getirmiş ve bilhassa Mücahit Özel’in gözündeki darp izleri ilk gözaltı tarihi olan 29 Kasım 2024 ve sonraki gün olan 30 Kasım 2024 tarihli raporlarda tespit edilmiştir. Belirtilen doktor raporlar ve olay nedeni ile müvekkillerin cezaevinde bulunduğu sırada artan şikayetlerin tarafımızca görülmesi üzerine hazırlanan tutanaklar ekte sunulmuştur.

“3 bayan polis memuru müvekkillerin başörtülerini ve kabanlarını çıkartmalarını söylemiştir”
Emniyet Müdürlüğüne sevk edilen müvekkiller direkt müdürlüğün nezarethane katına indirilmiştir. Müvekkiller, nezarethaneye girişleri yapılmadan önce ilk olarak aynı katta bulunan camlı küçük bir odaya alınmışlardır. Odada bulunan 3 bayan polis memuru müvekkillerin başörtülerini ve kabanlarını çıkartmalarını söylemiştir. Üstlerinde tişörtleri ve pantolonları kalan müvekkillerin burada üst araması yapılmış, saçları açılarak aranmış ve ayakkabı bağcıkları alınmıştır. Devamında nezarethane kısmına girişi yapılan müvekkiller burada bir kısmı perde ile kapatılmış küçük bir odaya teker teker alınmıştır.
“Belden aşağı kısımlarında tayt ve külotlu çorapları kalacak şekilde…”
Küçük oda içerisinde… bir kadın polis memuru müvekkillerin kıyafetlerini tamamen çıkarmalarını söylemiştir. Vücutlarının belden aşağı kısımlarında tayt ve külotlu çorapları kalacak şekilde, bedenlerinin üst kısmında ise yalnızca iç çamaşırları kalacak şekilde kıyafetleri çıkartılan müvekkillere dokunmak suretiyle üst araması yapılmaya başlanmıştır. İlgili polis memuru müvekkillerin alt ve üst iç çamaşırlarının içerisine iki elini birden sokmak ve gezdirmek suretiyle dokunarak arama süreci gerçekleştirmiştir. Müvekkiller ısrarla bu uygulamaya itiraz etmiş fakat ilgili polis memurunun aşağılayıcı, onur kırıcı sözlerine maruz kalan müvekkillerin itirazları karşılıksız bırakılarak zorla çıplak arama süreci yapılmıştır.
Hukuka aykırı şekilde yapılan çıplak arama süreci sonrası nezarethaneye yerleştirilen müvekkiller 3 (üç) gün boyunca tutuldukları nezarethanede temel hijyen malzemelerine erişememişlerdir.
“Abdest almak isteyen müvekkillere birçok kez lavabo müsaadesi verilmemiştir”
İbadetlerini yerine getirmek amacıyla abdest almak isteyen müvekkillere birçok kez lavabo müsaadesi verilmemiştir. Gözaltına alınan müvekkiller arasında bulunan stajyer avukat Mürüvvet Sena Eliküçük, ibadet haklarının din ve vicdan özgürlüğü kapsamında olduğunu, abdest alınmasına izin verilmemesinin açıkça hak ihlali olduğunu belirtmiş fakat itirazları karşılıksız kalmıştır.

Adliyede asansör içerisinde darp iddiası
İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği önünde sorgu için bekledikleri sırada müvekkiller uzun müddettir lavabo gereksinimlerini gideremediklerini belirtmişlerdir. Hazır bekleyen avukatların görüşmeleri sonucunda polis memurları müvekkillerin lavaboya gitmelerine müsde etmiştir.
İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararı açıklandıktan sonra avukatlar salon dışına çıkarak müvekkillerine bilgi vermek üzere beklemeye başlamıştır. Bu sırada salon içerisinde bekletilen müvekkillerin avukatları ile görüşmelerine müsde edilmeden hakim kürsüsünün yanında bulunan kapıdan çıkışları yapılmıştır. Müvekkiller Sulh Ceza Hakimliğine ait koridorda ve koridorun başında bulunan asansör içerisinde … birden fazla polis memuru tarafından darp edilmişlerdir. Buna müdahale etmek isteyen Mücahit ve Emre ise erkek polis memurları tarafından sert biçimde önce asansör arka kısmına vurulmuş, polis memurlarından biri Emre’nin boğazını sıkmış, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde görevli … polis memuru da Mücahit’e yaklaşarak ‘Seninle biraz yakınlaşmak zorunda kalacağız’ diyerek tehdit ‘kokarca benzeri kokuyorsun’ diyerek de hakaret etmiştir.
“Cezaevinde çıplak arama süreci yapılmıştır”
02 Aralık 2024 tarihinde haklarında tutuklama kararı verilen bayan müvekkiller ilk olarak Bakırköy Bayan Kapalı Ceza İnfaz kurumuna sevk edilmiş, burada yer olmadığı gerekçesiyle Marmara Bayan Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilmişlerdir. Sulh Ceza Hakimliği önünde bekledikleri süreçten sonra müvekkillerin hiçbir şekilde yiyecek, içecek ve lavabo ihtiyaçları karşılanmamıştır. Gece yarısına doğru ceza infaz kurumuna ulaşan müvekkillerin kayıt süreçleri öncesinde ilk olarak çıplak arama yapılacağı söylenmiştir. Müvekkiller ilgili uygulamaya itiraz etmiş fakat üstlerinde uyuşturucu madde bulunabileceği söylenerek zorla müvekkillerin çıplak arama işlemine başlanmıştır.
“Müvekkillerin alt iç çamaşırlarını dizlerine kadar indirmeleri ve yere çökerek öksürmeleri istenmiştir”
Ceza İnfaz Kurumunda görevli 2 bayan infaz memurunun bulunduğu bir odaya teker teker alınan müvekkillerin alt iç çamaşırları kalmak suretiyle kıyafetlerini tamamen çıkarmaları istenmiştir. Kıyafetlerini çıkardıktan sonra üstlerine geçirmeleri için kolları önden giyilen, arkası kapanmayan ince şeffaf bir önlük verilmiştir. Kıyafetlerini çıkartan ve önlüğü giyen müvekkillerin ilk olarak göğüs bölgesine dokunmak suretiyle üst aramaları yapılmıştır. Beden üst bölgesindeki aramadan sonra müvekkillerin alt iç çamaşırlarını dizlerine kadar indirmeleri ve yere çökerek öksürmeleri istenmiştir. Müvekkillerden kimilerine 6-7 sefer öksürmeleri söylenmiş bu durum çıplak arama sürecinin daha da uzamasına sebep olmuştur. Uzun süre boyunca lavabo ihtiyaçlarını karşılamalarına izin verilmeyen müvekkiller çıplak arama sırasında mağduriyet yaşamışlardır.
“Müvekkillerin başörtüleri, şalları, feraceleri uzun olduğu gerekçesiyle kesilmiştir”
İnfaz memurları çıplak arama uygulamasına münasebet olarak müvekkillerin ‘kuruma uyuşturucu madde getirmiş olabileceklerini, bu sebeple mecburî bir uygulama olduğunu’ belirtmişlerdir. Çıplak arama uygulamasından sonra kıyafetleri denetim edilen müvekkillerin başörtüleri, şalları, feraceleri uzun olduğu gerekçesiyle kesilmiştir. Müvekkiller işbu uygulama sonrasında başlarını örtebilecek herhangi bir başörtü, şal, tülbent bulamamışlardır. Kesilen başörtülerinin geriye kalan küçük modülleri ile başlarını örtmeye çalışan müvekkillerin bu ihtiyaçlarını
karşılayabilecekları herhangi bir kıyafet kurum tarafından verilmemiştir. Bununla birlikte müvekkillerin ailelerinin ilerleyen günlerde gönderdikleri başörtüler ve şallar da kurumda görevli memurlar tarafından kesilerek müvekkillere teslim edilmiştir. Çıplak arama ve kayıt süreci ertesi
gün st 08.00’de sona ermiştir. Tüm bu süreçte müvekkillerin su, yiyecek ve lavabo dahil hiçbir temel gereksinimleri karşılanmamıştır.
Müvekkillerin tümü üstte belirtilen kötü muamelelere maruz kalmakla birlikte müstakil olarak çeşitli hak ihlallerine maruz kalmaya devam etmişlerdir. Müvekkil Gülşah Eldemir, Ceza İnfaz Kurumu’nca yapılan değerlendirmeye karşın kendi hayat görüşü ve pratikleriyle uyuşmayan, içerisinde lezbiyen bireylerin bulunduğu C blok 1. Kısım C-1 numaralı koğuşa sevk edilmiştir. Müvekkil koğuşta kaldığı süreç boyunca aynı koğuşta kaldığı şahısların davranışları sebebiyle ruhsal manada yıpranmıştır. Koğuş içerisinde rahat hareket edememiş, lavabo
ihtiyacını dahi gidermekte zorlanmıştır.
“Yapılanların işkence olduğu tartışılmaz açıklıktadır”
Yukarıda sıralanan maddi olaylar, kolluğun ve cezaevi çalışanının birçok basamakta ulusal ve uluslararası yasa ve kontrat unsurlarını çiğneyerek suç işlediğini göstermektedir.
Müvekkillerin Emniyette kıyafetleri çıkartılarak bedenlerine ve özel bölgelerine dokunmak suretiyle üstleri aranmış ve Ceza İnfaz Kurumunda iç çamaşırı dahil olmak üzere üzerindeki tüm giysileri çıkartılmış, ‘çök’ talimatı verilerek eğilmesi sağlanmış, ‘ıkın’ talimatıyla öksürtülmüştür.
İşbu fiillerin, insan onuruyla bağdaşmadığı ve ruhsal acıya neden olduğu, müvekkillerin aşağılanması maksadıyla yapıldığı yani tam da TCK’nın 94. Hususunda ifade edildiği üzere işkence olduğu tartışılmaz açıklıktadır. ‘Çıplak arama’, ‘ince arama’, ‘ayrıntılı arama’ isimleriyle kibarlaştırılarak anılsa da söylediği söz edilen olan açıkça genital aramadır, rektum aramasıdır, anüs aramasıdır. Aslında teknik olarak ‘arama’ olarak da anılamaz. Çünkü bu hareketin mevzuatta karşılığı yoktur.” (ANKA)