Türk halkı eskisinden daha az inançlı değil. Ama iktidarın anladığım manada daha az dindar…
Bence son günlerin en tarihi itirafıydı…
Göreve geldiği ve ayrıldığı günden bu yana Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Ali Erbaş ilk defa çok önemli bir gerçeği bütün kamuoyuna duyurdu.
Ne dedi?
“Son 10 yılda okullarda seçmeli din derslerine başvuru yüzde 5’e inmiş.”
Dindar nesil projesinin çöküşünün itirafı
Ben aynı teşhisi daha çarpıcı bir ifade ile dile getireyim;
“Bu ülkede yaşayan ve çocuğunu okula gönderen her 100 kişiden 95’in çocuğunun, devletin düzenlediği din dersine girmesini istemiyor…”
Tekrar ediyorum.
Her 100 veliden 95’i…
Hem de nasıl bir ülkede?
Çeyrek asırdır bu ülkeyi “Dindar nesil yetiştireceğim” iddiasıyla yöneten bir iktidarın döneminde.
İşte bu yüzden Ali Erbaş’a teşekkür ediyorum
Ali Erbaş’a ilk defa çok içten ve samimi olarak “Teşekkür ediyorum” diyeceğim ve şunu soracağım:
Şaşırdınız mı buna?
Bazı arkadaşlarım şaşırdığını söyledi.
Bense hiç ama hiç şaşırmadım.
Çünkü 25 yıldır söylüyor ve yazıyorum bunu…
25 yıldır durmadan şunları yazıyorum
Önce şunu yazdım:
(*) BİR “Bu ülkede AKP’nin anladığı manada bir muhafazakarlığın geleceği yok.”
(*) İKİ “Yıllardır siyasetimize hâkim olan “Cami cemaati” kavramı, sosyolojik açıdan bir hurafedir.”
(*) ÜÇ “Dijitalleşmenin yarattığı küreselleşme içinde genç nesillere 19. yüzyıldan kalma bir “Dindarlaştırma” projesini kabul ettiremezsiniz.”
(*) DÖRT “İdeolojikleştirilmiş bir din eğitimi çökmeye mahkumdur. Nasıl ki Sovyetler Birliği’nin 70 yıl boyunca yetiştirmeye çalıştığı ‘Dinsiz nesil’ projesi çöktüyse o da çöker.”
(*) BEŞ “Veliler dine ve inanca bakışta siyasi iktidarın çok ilerisine geçmiştir.”
(*) ALTI “İmam hatip projeleri bu nedenle çökmüştür.”
(*) YEDİ “Elde kılıç Ayasofya’ya fetih zihniyetiyle giren bir anlayışla ve son 10 yıldaki hutbe zihniyeti ile bu ülkede insanları ancak dinden uzaklaştırabilirsiniz.”
Başkanın itirafına ben de eksik kalanları ekleyeyim
Diyanet İşleri Başkanı, din konusundaki gerçeğin sadece bir tek göstergesini dile getirdi.
Tek olay bu değil.
(*) Bu yıl ilk defa “Ramazan’da hiç oruç tutmayanların oranı, bütün Ramazan boyunca tutanların oranını geçti.
(*) Ramazan aylarında oruç tutanların sayısı giderek düşüyor. Bunun en önemli göstergesi ramazanda öğle yemeği servisi sayısının artması.
(*) Cami sayısı hızla artarken, camiye giden insan sayısı hızla düşüyor. Bizzat Cübbeli Ahmet’in sözüyle “Camiye giden insan sayısı yüzde 10’un altına indi.”
Bütün bunlar son 15 yıl içinde oldu.
Peki Allah’a inananlar niye hâlâ çok yüksek?
Ama asıl söylemek istediğim şey şu:
Türkiye’de “ateist sayısı” abartılıyor. Benim baktığım ciddi araştırmalarda ateist sayısı batılı ülkelerle karşılaştırıldığında hala çok düşük düzeyde.
Bununla birlikte “Allah’a inananların” oranı hâlâ çok yüksek.
Hatta dünyada en yüksek ülkelerden biri diyebilirim.
O zaman şu soruyu sorma zamanı geldi.
O zaman şu soruyu sorma zamanı gelmedi mi?
Türkiye’de insanlar Allah’a olan inançlarını hiç kaybetmezken, dinin pratikleri konusundaki rakamlar niye böyle durmadan geriye gidiyor?
Açıkça söyleyeyim.
Türk halkı eskisinden daha az inançlı değil.
Ama iktidarın anladığı manada daha az dindar.
Demek istediğim şu:
Bu soruyu sorası gereken vatandaşlar değil.
İktidarın sorumlu kişileri.
Sorulacak soru da çok basit:
“Biz nerede ne yanlış yaptık?”
Bu soruyu sorması gereken kişi ben değilim
Ben seküler bir insanım.
Allah’a inanıyorum. Hem de çok güçlü bir Tanrı şuurum var.
Her şeye rağmen her gün Allah’a şükrediyorum.
Ama dindar bir insan değilim.
Dolayısıyla bu soruyu sorma konusunda ehil olmadığımı söyleyebilirsiniz.
O zaman bu ülkenin dindar bazı hocalarının söylediklerini, yazdıklarını dikkate alın.
Mesela Ahmet Taşgetiren’in, Bülent Arınç’ın…
Bu soruyu sadece din konusunda sormak yeterli değil
Sadece din konusunda bu soruları sormak yetmiyor.
Eğitim konusunda nerede yanlış yaptık?
Ne diyor Ali Erbaş?
Son 10 yıldır onca geniş kampanyalar yaptığımız halde Kuran ve din derslerine başvuran öğrenci sayısı yüzde 30’dan yüzde 5’e düştü.
Demek ki çocukları eğlence yaşında alıp Cuma namazlarına, camilere götürmek etkili bir yol değilmiş.
Millî eğitime tarikatları sokma projesi de ters tepmiş
Millî Eğitim’e tarikatları sokmak geri tepiyormuş.
Adalet konusunda da durum aynı.
Eminim, bugün yarın AKP’nin içinden yetkili bir ses çıkıp “Adalete inanan insan sayısı dip yaptı” diyecek.
Çünkü bütün araştırmaların söylediği şey bu.
Özgürlükler, demokrasi konusunda da aynı soruları sormak gerekiyor.
Seçim yılına az kaldı.
Antalya Forumu’nun uluslararası başarısı şunu açıkça ortaya koydu.
Dış politikada ve küresel oyunda Türkiye önemli bir yere gelmiş.
Şimdi bu soruları sorup, gerçekçi cevaplar ve politikalarla, Türkiye’ye Demokrasi platformunda da aynı yeri sağlamanın zamanı.
AKP’yi de “Fabrika ayarlarına döndürecek” formül de bu soruların cevabında yatıyor.