MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "CHP'de taraflar kullandığı dil ve üsluba dikkat etmeli" dedi. Türkgün Gazetesi'ne konuşan Bahçeli, "Paralel liderlik toplumsal istikrarı bozar" dedi. Türkgün Gazetesi Başyazarı Yıldıray Çiçek'e konuşan Bahçeli ...
04.06.2026
0
İnsan hakları savunucusu Eren Keskin, Almanya'da 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü'nü aldı. Keskin yurt dışına çıkış yasağı bulunduğu için törene katılamadı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi ve insan hakları avukatı Eren ...
01.06.2026
0
Uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte İstanbul'un merkezi ilçelerindeki kafelerde "Mekan dolu ama ciro düşük" şikayetinde bulunan işletmeciler, yeni önlemler almaya başladı. Artan maliyetler ve düşen masa devir hızı nedeniyle birçok ...
01.06.2026
0
CHP'nin resmi internet sitesinden, Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinin isimleri kaldırıldı. CHP'nin resmi internet sitesinden Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinin isimlerinin yer aldığı sekmeler ...
01.06.2026
0

Ertuğrul Özkök | Yılmaz Erdoğan: Bu ülkede benden başka golf sopasıyla dayak yiyen kimse olmadı

Ertuğrul Özkök | Yılmaz Erdoğan: Bu ülkede benden öbür golf sopasıyla dayak yiyen kimse olmadı

Ertuğrul Özkök | Yılmaz Erdoğan: Bu ülkede benden başka golf sopasıyla dayak yiyen kimse olmadı
Yayınlama: 31.12.2024
2
A+
A-

Bu akşam yeni bir yıla giriyoruz.

Hepinizin yeni yılını şimdiden kutlarım.

Yeni yıla Urla’da eşim Tansu’yla bire bir ve hoş bir kitap okuyarak giriyorum.

Yılmaz Erdoğan’ın “Sinema Benim Çocukluk Arkadaşım” isimli kitabı.

BKM yayınlarından çıkmış.

Yılmaz Erdoğan “sinema yönetmeni” olarak yaptığı sinemaları ve fikirlerini anlatıyor.

Büyük bir keyifle okudum.

İlk defa kendisini ‘davadan dönmekle‘ suçlayanlara samimi karşılık veriyor

Kitabın en çok önemli tarafı şu:Zaman zaman siyasal bahislerde hal almamakla eleştirilen, Gezi olaylarında sanatçı arkadaşlarına destek vermemekle “suçlanan” Yılmaz Erdoğan, bu mevzuda ilk defa çok açık ve net konuşuyor.

Hadi açıkça söyleyeyim.

“Dönekliği” ve “davadan dönmekle” ilgili en samimi kanılarını anlatıyor.

Ama ben kitabı anlatmaya daha eğlenceli ve yılbaşı ruh halimize daha uyacak kısmından başlayacağım.

Organize İşler’den yani…

Çünkü bu kitabı sizlere de okutmak istiyorum.

Her yıl seyrettiğim 2 Türk komedi filmi

“Organize İşler” benim için Yılmaz Erdoğan’ın en hoş sinemasıdır.

Her yıl 2 Türk komedi sinemasını en az bir iki kez yeniden seyrederim.

Birincisi “Organize İşler…”

Öteki ise senaryosunun Leman takımından insanların yazdığı ilk “Kolpaçino” sineması.

Birincisi; “komedinin masumiyetini” ve o masumiyeti anlatmanın estetiğini; ikincisi ise “bayağılığını” anlatır.

İkisini de severim. İkisini de her yıl yeniden seyrederim.

Tabii rastladığım zaman vazgeçemediğim Hababam Sınıfı’nı da unutmayayım.


Cem Yılmaz ve Cet Demirer için söylediğim Yılmaz için de geçerli

Kitaptan size küçük bir kısmı aktaracağım.

“Organize İşler” kısmını anlattığı sayfalar bunlar.

Ama öteki sinemalarını anlattığı kısımları de aynı merak ve ilgiyle okudum.

Çünkü Yılmaz Erdoğan’ın bütün sinemalarını seviyorum.

Cem Yılmaz ve Cet Demirer için söylediğim söz onun için de geçerli.

Ne yapsalar seviyorum.

Şimdi gelelim kitaba…

Bilin ki bir dolandırıcılık olayında günahsız kişi yoktur

Kitabın en eğlenceli ve en Yılmaz Erdoğan kısmı bana göre Organize İşler sinemasını anlattığı sayfalar.

Size oradan birkaç küçük kısım aktarayım:

Dolandırıcılık öykülerini oldum mümkün çok severim. Zira birisi açgözlü birini kandırır, o yüzden mağdur yoktur o kıssalarda, yalnızca açgözlü vardır. Yani bir dolandırıcılık kıssası olması için 3 şeyin bir araya gelmesi gerekir. 1; para, 2; açgözlü insan, 3; bir organizatör…”


Dolandırıcı, sempatik insan olmak zorunda

“Şöyle bir şey var. Suçlu olmak öteki bir şey, şirin olmak öteki bir şey. Dolandırıcılar şirin olmak zorunda. İşin bir modülü bu. O adam o denli kaymak benzeri olacak ki karşısındaki ona inansın. “

Organize işler lafı çok tuttu, demek ki lazımmış bize bu türlü bir laf

“Bence bulduğum en iyi sinema isimlerinden biridir ‘Organize İşler.’ Güya bu türlü bir kavram varmış da ben de sinemaya koydum benzeri oldu. Çok lazımmış demek ki. Ha bire başımıza bir şey geliyor, ismini koyamıyoruz. Al işte organize işler siyasette, hayatta, her yerde bir organize iş var.”

Bir insanı dövmeye kalksak kaç dakika dövebiliriz onu

Şöyle bir yorum yapılıyor. Organize İşler dayak sahnesi dışında Tarantino benzeri ağır şiddet sahneleri içeren bir suç sineması değil.

Yılmaz Erdoğan’ın değerlendirmesi şöyle:

“İşte Tarantino ile orada ayrılıyoruz. (Gülüyor) Biz şu anda burada kaç dakika dövebiliriz birini? Diyelim ki 7 dakika. Öyleyse 7 dakikada çekebiliriz o dayak sahnesini. Benim tercihim bu süreci göstermek değil. Başlangıcını, sebebini, sonucunu gösteriyorum. Uzun çekersen bunu estetize etmen gerekir. Mecbursun. O zaman da şiddeti estetize etmiş olursun. Ben ironiciyim. Benim o hazlarda işim yok.“

Beyzbol sopası varken hangi mafya golf sopası ile adam döver

Tabii sohbet bu noktaya gelince insanın aklına o meşhur golf sopası ile dayak sahnesi geliyor.

Erdoğan o sahneyi şöyle anlatıyor:

“Bildiğim kadarı ile benden sonra o denli bir adet gelişmedi mafyada. Yani golf sopasıyla dayak atmaya başlamadılar. Herhalde fazla sofistike geldi onlara. Zira beyzbol sopası varken kim takar golf sopasını? Beyzbol sopası daha kullanışlı, daha çabuk sonuç alınıyor.”


Filmde dayağı yedim ama kuantumdan yana tutum aldım

Filmin bir sahnesinde fizik profesörü anneyi oynayan Demet Akbağ şöyle bir şey diyor:“Polisten yalnızca bizim korkuyor olmamız ne acayip değil mi?”

Devamı da şöyle:

“Namuslular da namussuzlar kadar cesaretli olmak zorunda. Kuantum fiziğini biliyorum, bunların hakkından gelebilirim.”

Yılmaz Erdoğan da diyor ki; “Geliyorlar da gerçekten. Ben sinemada dayağı yedim ama kuantumdan yana hal aldım.”

“Bu dayağı niçin yedik” anlarsak bu ülkede bir sürü şeyi anlarız

Yılmaz Erdoğan, Organize İşler sinemasındaki ünlü dayak sahnesini çok eğlenceli anlatıyor:

“Bütün hikayeyi aslında ‘Biz bu dayağı niçin yedik?’ cümlesi üzerine kurduk. ‘Dayak nedir? Neden atılır? Biz niçin birbirimizi dövmeye bu kadar meraklıyız?’ üzerinden bir sosyolojik arka plan kuruyoruz. Yani aslında bir dayağın öyküsünü anlatırsan bu ülkedeki bir sürü şeyi anlatırsın.”

Müslüm’ü ben oynayacaktım ama Cem ‘Bu rol benim değil mi?’ deyince…

“Ben sahne inştına çok ehemmiyet veririm. O zaman üç sahneyle de akılda kalabiliyorsun. Cem de (Yılmaz) bu sinemada birkaç sahnede oynadı. Toplam 4 iş günü çalıştı ama tarihi bir karakter oldu Müslüm.

Dayak sahnesini bir seferde çektik, hem açılışa hem sona koyduk. Senaryoyu ona Necati vermiş. Ben daha taslağı yazıyordum. O sırada Müslüm’ü ben oynayacağım.

Cem, ‘Müslüm’ü ben oynayacağım, bu benim rolüm değil mi?’ dedi. Dedim tabii ki…

Cem’in bu karaktere muazzam bir katkısı oldu tabii. O plastik şeyleri de sever, ağzının içine bir şey koyduk. Marlon Brando benzeri ama daha farklı, öbür bir şekilde öne çıkardık çenesini.”


Kıvanç Tatlıtuğ hudut etti beni

“Kıvanç’la ‘Kelebeğin Rüyası’nda tanışıp çalıştık ama Kıvanç’ın çok acayip bir mizahi yanı olduğunu, latife sanatında bu kadar başarılı olduğunu sahiden bilmiyordum. Hudut oldum buna. Bu kadar güzel olması yetmiyormuşçasına bir de komik olması hoşuma gitmedi.

Senaryoyu sana okuyacağım, konuşalım dedim. Ne kadar Adanalı olsun mesela? Zira ben hiç Adanalı yazmadıydım, ama çok içimde kalmıştı bu.“

* * *

Madem bu kadar karşısın, o zaman kutuplaşmaya hizmet etme arkadaş

Kitabın en farklı kısımlarından biri de, Yılmaz Erdoğan’ın bugüne kadar kendisine yöneltilen tenkitlere açık ve net karşılıklar vermesi.

Mesela “döneklik” ve “davadan dönme…”

Mesela Gezi benzeri olaylarda arkadaşlarını desteklemek için “tavır almaması…”

İşte yanıtları:

“Bu siyasi kutuplaştırmayı oluşturanların lisanından bu siyasi kutup lafı düşmüyor.

Madem bu kadar şikayetçisin kutuplaşmaya hizmet etme yani.“

Ben bu kutuplaşmanın içinde değilim, zira…

“Çünkü ben, bu dünyaya da, bu ülkeye de, bu doğduğum kente de, bu kentlere de bir şeyleri gözleyip onları itidalli bir şekilde sanatsal bir tarafa çevirmek için gelmiş birisiyim.

Belki başım o arkadaşlar kadar süratli çalışmıyor, bunlar mevzuları çok çabuk anlıyor, zira başlarında hazır bir ideolojik şablon var. Daha olay olmadan önce onların fikirlerini biz de biliyoruz.”

Katılmadığım bir davadan nasıl dönmüş olabilirim ki?

“Beni herkes bir şekilde başında yeniden tahmin edebileceği bir yere koyuyor. Ve onun benzeri düşünmediğim için sıkıntı çekiyor.

Galiba bir tarafıyla benimle bir yakınlık da hissediyorlar ki o hayal kırıklığı var kimilerinde.

(Bu durumda davadan dönmüş mü oluyorum ben.)

Katılmadığım bir davadan dönmem söylediği söz edilen olamaz, değil mi…

Ben o arkadaşlarla hiçbir hususta aynı düşünmüyorum.”

Sosyal medyadaki bu şey linç mi, linç dediğin Kaddafi’ye yapılandır

“Ben medyacı değilim, medyayla ilgili bir mesleğim yok. Sosyal medyadan pek etkilenmiyorum. Zira onların başlarında bir Yılmaz Erdoğan var ve ondan bahsediyorlar. Ama benden bahsetmiyorlar.

Kitaptan enteresan birkaç cümle: Yılmaz Erdoğan kimlerin çırağıydı?

(*) Kelebeğin Düşü sinemasının ilk ismi “Mükellefiyet Günlerinde Aşk’mış…”

(*) Levent Kırca’nın ve Ferhan Şensoy’un “çıraklığını” yapmış.

(*) Gişede en başarısız sineması “Neşeli Hayatlar” olmuş. “Ama bu sinema için sonradan fan kulüpleri kuruldu” diyor.

(*) İstanbul’u üstten çekmek için Belçika’dan günlüğü 10 bin dolara bir ekip getirmişler, bu ekip 5 gün çalışmış ve 50 bin dolara mal olmuş. “O zaman bir seyirciden bize kalan para 1 dolardı. Yani 50 bin seyirciden gelen parayı kamera takımına verdik” diyor.

(*) Yılmaz Erdoğan oyuncu olarak, Anne Hathaway’le hoş bir aşk kıssasında çalışmak istermiş. Direktör olarak da Jennifer Lawrence’lı bir sineması yönetmek.

*“Yönetmen Yılmaz Erdoğan: Sinema Benim Çocukluk Arkadaşım”, BKM Yay. Kasım 2024


Kuantum bilgisayarlar tüm şifreleri kırabilir mi? – Prof. Zafer Gedik anlatıyor

 

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.