DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, belediyelere ilişkin yaptığı değerlendirmede iktidarın “yargı ve kayyım” politikalarını, ana muhalefetin ise “yolsuzluk ve denetimsizlik” sorunlarını eleştirerek, iki tarafın da vatandaşın sorunlarına çözüm ...
02.04.2026
0
Türkiye Altın İşletmeleri A.Ş.’nin Nevşehir ve Kayseri’yi kapsayan maden kapasite artışı projesi için “ÇED olumlu” kararı verildi. Proje kapsamında faaliyet alanı genişletilirken yeni tesislerin kurulması planlanıyor. Cumhuriyet'ten Şeyda Öztürk'ün ...
01.04.2026
0
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İkizköylü Esra Işık'ın tutuklanmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Bu ülkenin ağacını, ormanını, suyunu, taşını savunmak suç değildir" dedi. Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki ...
01.04.2026
0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Zonguldak'ta 1 Nisan'da yapılan İl Genel Meclisi Başkanlığı seçiminde pusulada "harf hatası" yapıldığı gerekçesiyle CHP'nin oyunun geçersiz sayılarak CHP'nin adayının seçimi kaybettiğinin iddia ...
06.04.2026
0

Fehmi Koru: Japonya’da geçen bir yabancı TV dizisini izlerken nedense aklım ara sıra günlük siyasi gelişmelere de gitti geldi…

Fehmi Koru: Japonya’da geçen bir yabancı TV dizisini izlerken nedense aklım ara sıra günlük siyasi gelişmelere de gitti geldi…

Fehmi Koru: Japonya’da geçen bir yabancı TV dizisini izlerken nedense aklım ara sıra günlük siyasi gelişmelere de gitti geldi…
Yayınlama: 05.03.2024
2
A+
A-

Fehmi Koru*

Bir yabancı platformun yeni gösterime sunduğu Shogun dizisinin ikinci kısmını izliyorum. 1980’den hatırladığım bir kavram ‘Shogun; ‘baş-savaşçı’ demek benzeri bir şey. ‘Shogun’ o yıl bizde de çok beğenilen Richard Chamberlain’ın başrolünde bulunduğu bir diziye mevzu olmuştu. Eskinin artistleri Hollywood ünlüleriydi; bu kez Japon ağırlı bir dizi olmuş ‘Shogun’, olması gerektiği gibi…

Eskisinde, izleyenler bilir, ‘Efendi Tıoranaga’ vardı; yenisinde de tekrar onun etrafında geçiyor 1600 Japonya’sını aktaran dizi. 

Neyse lafı uzatmayayım da sadede geleyim.

Liderin ölmek üzere olduğu ortamdayız. Adam ölmeden önce ileride devleti yönetecek kişi olan şimdi çocuk yaştaki oğlunu Toranaga’ya emanet ediyor.

Ölenin gerisinden değil o daha ölmeden iktidar savaşları başlıyor.

1600 Japonya’sındaki iktidar savaşları bana çok garip gelmedi.

Emanet edilecek yarının kralı olacak çocuk için, babası, “Oğlumu düşmanları kadar dostlarından da koru” diyor Toranaga‘ya ve ekliyor: “Yönetme sırası ona geldiğinde, zirvede yalnız olacağını bilsin, bu çok önemli dersi ona öğret…”

Zirvedeki yalnız kalmaya mahkum.

O durumdakilere yaklaşılamıyor bile. Aşağılarda neler olup bittiğinden zirvedekinin haberi olmuyor tabii. En zirve en fazla yalnızlık demek; ekseriyetle bu da zirvedekinin sonunu getiriyor.

Japonya’dan söz ediyorum.

Bizde durum farklı olabilir.

Farklı olabileceğini, Osmanlı’nın son devirleri ile Cumhuriyet’in ilk döneminde (1874-1934) yaşamış Cenap Şehabettin’in özlü sözlerini topladığı ‘Tiryaki Sözleri’ kitabındaki şu cümlesinden anlıyoruz:

“Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Fakat birisi oraya süzülerek, oburu ise sürünerek gelmiştir. Çok Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.”

Kitabın yayın tarihi 1918. Cenap Şehabettin sonradan Birinci Dünya Savaşı ismini alacak Büyük Savaş’ın öncesi ve sırasında gözlemlediği siyasi ayak oyunlarından etkilenmiş olmalı.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın ‘Son Sadrazamlar’ kitabının o periyoda ait kısmını okurken, savaşa girme kararı alması için daima sıkıştırılan Başbakan Sait Halim Paşa’nın durumundan bayağı etkilenmiştim.

Müsdenizle eski bir yazımdan bir alıntı yapacağım:

“Birinci Dünya Savaşı patladığında (1914) Türkiye Osmanlı İmparatorluğu idi. Ülkeyi yönetenler kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sayan tipten siyaset cahili bir takımdı. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, ‘Son Sadrazamlar’ isimli yapıtının Sait Halim Paşa’ya ayırdığı kısmında, savaşa girme kararının nasıl alındığını detaylarıyla anlatır. Karar Sadrazam Sait Halim Paşa’nın muhalefetine karşın alınır. Kararı destekleyen takım savaştan büyük yararla çıkılacağı umudundadırlar.

Savaş bittiğinde (1918) Osmanlı değsen yıkılacak hale gelmişti ve savaşa girme kararını alan takım daha inançlı saydıkları ülkelere gitmek üzere birerli ikişerli ülkeyi terk etti. Pek çoğu gurbet ellerde ve suikastlarda hayatlarını kaybettiler.”

Shogun dizisinin ilk iki kısmında doruğa en yakın noktada olduğu için rakiplerinin kendisini ortadan kaldırmak maksadıyla karşısında birleştikleri Toranaga, bir yandan vefata hazırlanırken bir yandan da kendisini rakipler karşısında galip çıkaracak formül arayışına girer.

Formül, karşısına ‘dış güç’ olarak çıkar…

Dönemin emperyalist Avrupalı güçleri İspanya ve Portekiz Uzak Doğu’yu -büyük çapta Japonya ile Çin’i- kendi aralarında paylaşmışlardır. Japonya Portekiz’in payına düşmüştür.

Portekiz ülkeyi kendi çizgisinde tutmanın yolunu dinde bulmuştur. Japon öndegelenleri Katolik yaparak…

İkili muahedeyi bozmak için İngiltere’den bölgeye gönderilen filo, yolda korsanlara dört gemisini kaybeder, beşinci gemi Japonya kıyılarına ulaşır; lakin az kalan tayfalar esir haline dönüşür.

O tayfalardan biri Toranaga için siyaset oyununda kurtarıcı ‘dış güç’ haline dönüşür.

Neyse, bizde de platformlardan birinde gösterildiğinde Shogun dizisini izlersiniz.

Nedense şimdiki siyasi gelişmeleri takip ederken, Shogun ile geçirdiğim iki st bana zihin açıcı bir ilaç benzeri geldi.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.