DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, belediyelere ilişkin yaptığı değerlendirmede iktidarın “yargı ve kayyım” politikalarını, ana muhalefetin ise “yolsuzluk ve denetimsizlik” sorunlarını eleştirerek, iki tarafın da vatandaşın sorunlarına çözüm ...
02.04.2026
0
Türkiye Altın İşletmeleri A.Ş.’nin Nevşehir ve Kayseri’yi kapsayan maden kapasite artışı projesi için “ÇED olumlu” kararı verildi. Proje kapsamında faaliyet alanı genişletilirken yeni tesislerin kurulması planlanıyor. Cumhuriyet'ten Şeyda Öztürk'ün ...
01.04.2026
0
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İkizköylü Esra Işık'ın tutuklanmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Bu ülkenin ağacını, ormanını, suyunu, taşını savunmak suç değildir" dedi. Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki ...
01.04.2026
0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Zonguldak'ta 1 Nisan'da yapılan İl Genel Meclisi Başkanlığı seçiminde pusulada "harf hatası" yapıldığı gerekçesiyle CHP'nin oyunun geçersiz sayılarak CHP'nin adayının seçimi kaybettiğinin iddia ...
06.04.2026
0

Ses vere vere, bekleyerek öldüler

Ses vere vere, bekleyerek öldüler

Ses vere vere, bekleyerek öldüler
Yayınlama: 26.02.2023
5
A+
A-

*Söyleşi: Siren İdemen

Türkiye’de on kenti yerle bir eden, Suriye’de de büyük yıkıma sebep olan, Lübnan’da, Kıbrıs’ta şiddetle hissedilen zelzeleden 10-15 saat sonra, dünyanın dört bir yanından arama kurtarma ekipleri bütün teçhizatlarıyla Türkiye’ye ulaşmıştı. Fakat bu grupların hiçbiri, hiçbir yerde yaklaşık 40 saatten önce çalışmaya başlayamadı. Hollanda’nın deneyimli takımıyla bir hafta boyunca Antakya’da arama-kurtarma çalışmalarına mütercim olarak katılan Zeynep Alpar’dan dinliyoruz en kritik, en hayati dakikaların, saatlerin nasıl heder edildiğini, enkazdan canlı çıkarmanın ne demek olduğunu…

Olağanüstü bir deneyimden, farklı bir dünyadan “normal” hayata, evine dönmek nasıl bir his, neler değişti?

Zeynep Alpar: Adana üzerinden, Adana’da bir gece kalarak eve etaplı döndüğüm için dönüş çok sert olmadı. Böylelikle, İstanbul’a dönmeden önce yıkılmamış bir il gördüm. Antakya’da elektrik yok, su yok, enkaz haline gelmemiş yer yok. Adana’da üstünde çatı olan bir yerde uyudum, duş aldım, yani alandaki halimle gelmedim eve. Yıkık olmayan binalar arasında otobüslerin işlediği, dükkânların olduğu sokaklar gördüm. Tuhaf geliyor. Antakya’da birlikte çalıştığım Hollandalı kurtarma takımından arkadaşlarla bir şey almak için bir AVM’ye girdik. Onlar da “Enkazın içinde nasıl davranacağımızı biliyoruz, fakat şu an burada sudan çıkmış balığa dönmüş durumdayız” diyordu. Meskenime geldim, her şey yerli yerinde duruyor. Günler sonra yatağıma yatınca, ne kadar çok insanın bir daha yatağında uyumayacağı geçti zihnimden. Sarsıntıdan bütün aile sağ çıkmış olsalar bile, Antakya’da yaşamış yüz binlerce insan bir daha evinde kalamayacak. Anısı olan eşyaları, çocukların oyuncakları, asıl değerlisi sevdikleri insanlar… Birçoklarını bir daha hiç görmeyecekler. Hepimiz için, tahminen yapabileceğimiz en iyi şey, bir daha çocuklarına sarılamayacak insanları düşünerek sevdiklerimize sarılmak. Anneme, babama, çocuklarıma sarılırken ne kadar çok insanın bir daha bunu hiç yapamayacağı geçiyor zihnimden.

6 Şubat’ta, zelzele olduğunu öğrendikten sonra günün nasıl geçti? Mütercim olarak zelzele bölgesine gitmeye nasıl karar verdin?

Aslında karar vermedim. Bir şey düşünmedim. O denli aktım. Sabah 6-7 benzeri Whatsapp kümelerinden zelzeleden haberim oldu. 7,8 büyüklüğünde olduğunu, uluslararası yardım daveti yapıldığını duydum. “Korkunç bir felaket bu, bir şey yapmak gerekecek, fakat şimdi bir şey yapamayacağıma göre en iyisi uyumaya çalışayım” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Uyumadan önce de tercümanların olduğu bir mail grubuna “Deprem bölgesine gelecek uluslararası grupların çeviri dayanağına ihtiyacı olacaktır. Biz ne yapabiliriz?” diye yazdım. Biraz uyuyup kalktıktan sonra hiçbir şeyden haberi olmayan iki çocuğuma olan biteni anlattım. Bu ortada, sahada çalışabilecek tercümanların oluşturduğu Whatsapp kümelerine dahil oldum. Yaşadığım Heybeliada’da Mahalle Afet Gönüllüsü (MAG) ve Orman Gönüllüsü eğitimi almış olmam zelzele bölgesinde çeviri yapacaklar arasına girmemde tesirli olmuş olabilir. Gideceklerin yanlarında götürmesi gereken eşyaların listesini gönderdiler: kışlık çadır, uyku tulumu, baret, uygun kıyafet, ilk yardım çantası… Akşam 6 buçuk civarında, “İki saat içinde Sabiha Gökçen’e gidebilecek olanlar gelsin” diye bir mesaj geldi. Bunun üzerine, dahil olduğum öbür Whatsapp kümelerine “Kışlık çadır ve uyku tulumuna gereksinimim var, bulunabilirse sahaya gitmek istiyorum” yazdım. Arkadaşlar sayesinde eksikleri tamamladım, bir arkadaşımın hiç tanımadığım arkadaşları bana hem çadır ve uyku tulumu verdi, hem de beni Sabiha Gökçen’e bıraktı. Saat 8 buçukta havaalanına yetiştim, fakat mütercim kümesinde benden öteki kimse oraya gelememiş. Bu organizasyonu yapan arkadaşımı aradım, “Uçağa bin, Adana’ya git” dedi. Sabiha Gökçen’de “çevirmen olarak uluslararası takımlara katılmak üzere Adana’ya gidiyorum” deyince beni Genel Havacılık diye bir yere yönlendirdiler. Orada AFAD’dan bir görevli insanları uçağa alıyordu. Ne adımı sordular ne kimliğime baktılar ne bir kayıt yaptılar. “Tamam, şöyle geçin” diye uçağa gönderdiler. Dolmuş benzeri uçak kaldırıyorlardı. Uçağın kalkması, Adana havalimanının yoğunluğundan ötürü bir süre havada dolanması derken, gece 12 civarında Adana’ya indik.

Bu ortada, evimden çıkıp sarsıntı bölgesine gidene, sonra da konutuma dönene kadar hiç para harcamadım, paranın geçmediği bir dünyaydı, en azından benim için.


Söyleşinin tamamını okumak için

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.