Türk ordusu Tuna nehrinin gerisine çekiliyordu. Artık OsmanPaşa’nın kuvvetleri dışında hiç bir umut kalmamıştı. Türk ordusu dağılmıştı . Er Ramazan da üstüne gelen bir Rus atlısını süngüsüyle devirdikten sonra yanındaki düşmanı vurdu. Yanındaki sıhhiyeci, yaralı bir Osmanlı askerini sırtına alıp geri çekiliyordu. Onu kurtarmak için kendini feda etmeyi düşündü ama...
04.05.2026
0

TEŞKİLAT İ YİLDİZ

Yayınlama: 04.05.2026
10
A+
A-

Türk ordusu Tuna nehrinin gerisine çekiliyordu. Artık OsmanPaşa’nın kuvvetleri dışında hiç bir umut kalmamıştı.

Türk ordusu dağılmıştı . Er Ramazan da üstüne gelen bir Rus atlısını süngüsüyle devirdikten sonra yanındaki düşmanı vurdu. Yanındaki sıhhiyeci, yaralı bir Osmanlı askerini sırtına alıp geri çekiliyordu. Onu kurtarmak için kendini feda etmeyi düşündü ama düşmanın sayısı fazlaca idi. Mermileri de bitmeye yakındı, tam kılıcını kaldırıp bir Rus askerini daha indirecek iken gelen bir mitralyöz mermisi ile devrildi

Esir düşmüş idi, bu daha hiç bir şeydi, acı ve ızdırap dolu günler yeni başlıyordu…

TEŞKILAT-I YILDIZ

12 yıllık esaretin sonunda serbest kalmıştı ana yurduna Kastamonu’ya geri dönüyordu ama içinde buruk bir hüzün vardı, memleketinin halini bilmiyordu

Yıl 1890 olmuştu, savaşa giderken çocuklarının biri 6 yaşında diğeri 7 yaşında idi artık ikisi de büyümüş koca delikanlı olmuşlardı.

Uzun bir yolculuğun sonunda evinin kapısını çaldı, kapıyı 6 yaşında bıraktığı Mehmet küçük Mehmetçiği açtı.

Duygulandı ama belli etmek istemedi

-Tanıyamadım siz kimsiniz beyim?

-Annen içeride mi?

– Annem 2 yıl önce, cephedeki babamdan uzun yıllar haber alamayınca kahrından öldü

İçi sızladı, içten içe vicdan azabı çekti, benim yüzümden diye düşündü.

– Beyim, siz kimsiniz?

– Ben senin babanım, oğlum…

2. Abdülhamid yeni bir ordu kurma hazırlığında idi, bu orduiçinde eski askerlerin de olması düşünülüyordu, askerlerin içinde Ramazan ve oğlu Mehmet birlikte yazıldılar.Geçinemedikleri için İstanbul’a taşınmışlardı, diyer kardeşi ahmet ise köyde teyzelerimiz yanında kalmaya karar vermişti.

Yunan savaşında da bu ordu kullanılacaktı.

Baba oğul Epir cephesine yerleştiler. Mehmet sıhhiyeci olarak cephede yaralanan askerleri kurtarmaya çalışıyordu.

Kurtardığı kişilerden birisi Yüzbaşı Mustafa idi.

Bu Yüzbaşı ona can borçlanmıştı.

– Mehmet senin ve babanın kahramanlığı sadece bölükte değil tüm taburda duyuldu. Devlet bunu karşılıksız bırakmaz,mükafatını verir.

– Vatan vazifesidir kumandanım, bir isteğim yoktur!

– Al bu numarayı sakla.

– Emredin kumandanım.

Asker selamı verdi ve çadırdan çıktı.

Savaş, Osmanlı ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı, halk ve ordu mutlu sevinçli idi. Abdülhamid’in ilk defa gözlerinin içi bu kadar güzel gülüyordu.

Her yerde kutlamalar ve şenlikler vardı.

1988 Üsküdar Mehmet’in telefonu çaldı evet ! Bu arayan kişi komutanının ta kendisi idi. Açtı.

– Buyrun kumandanım.

– Pazar günü saat 8’de babanla birlikte belirtilecek yere gel….

Gereken bilgileri orada vereceğim size.

Emredin kumandanım.

Mehmet başta ne olduğunu anlamamıştı. Pazar gününü iple çekiyordu.

Pazar günü saat 8…

Mehmet son kalan sigarasını yakıp denize doğru baktıktan sonra komutanının geldiğini gördü.

Komutanı, ikisine de birer yüzük ve zarf verdi.

– Hakkınız ödenmez ağalar.

– Bu zarf nedir?

– Yıldız istihbaratına seçildiniz.

Vatan vazifesiydi geri çevirmek olmazdı, kabul ettiler.

Yıldız’da ilk büyük vazife…

Artık Abdülhamid’in son günlerinin olduğu hissediliyordu,yorgundu, yaşlanmıştı, halkta gitgide Abdülhamid’e karşı muhalefet çoğalıyordu.

Yıldız istihbaratında toplantı olacaktı, 4 büyük lider ve Abdülhamid ortak karar veriyorlardı.

Her komisyon başkanının bir mührü ve oy hakkı vardı, bu mühür olmadan oy kullanılamazdı.

Toplantıya son 3 ay kalmıştı ki liderlerden birisi esrarlı bir şekilde kayboldu… Mührüyle beraber…

Yıldız komisyon başkanı kaybolmuştu, akıl alır şey değildi,tabiki de

Abdülhamid acilen sıkı kararlar aldırdı, ne olursa olsun bu adamı bulun!

Bunun için bir komisyon kuruldu, komisyonun başında ise Ramazan vardı.

Oğlunu araştırması için ilk trenle Selanik’e yolladı çünkü kaybolan kişi Yıldız Balkanlar sorumlusu idi, oranın da başı ve kendi Selanikli idi.

Bu görev çok zor olacaktı, çünkü Balkanlar son dönemlerde çok karışık idi.

Resneli Niyazi ve İsmail Enver ve bir kaç subay aralarına orduyu alıp dağa çıkmışlardı.

Abdülhamid bunun için Şemsi Paşa ve 18. tümeni Selanik’eyolladı.

Mehmet, Selanik’te araştırma yapar iken Nazım adında bir subay gördü bu subay Epir cephesinde birlikte savaştıkları bir subay ve askeri doktor idi, kendisi ile bizzat dostluğu var idi.

– Nazım bu aralar Selanik karışık diyorlar ne diyorsun?

– Selanik hep karışıktı, Bulgar komitacılar azınlıklar hiçdurmadılar ki.

– Bu seferki farklı Nazım, isyan edenler komitacılar değil

Nazım, Mehmet’in sözünü böler.

Evet bu sefer isyan edenler hürriyet kahramanları

Mehmet şaşırmıştı dün birlikte savaştığı dostu ile ayrı düşmüşler karşı saflarda yer almışlardı ama belli etmek istemedi

Görevini hatırladı ve belki onlarla alakası vardır diye ağzını arama ihtiyacı duydu

– Kim bu hürriyet kahramanları? İttihatçılar…

– Geri dönersen sana hakkımı helal etmem, diyen annelerinevlatları…

Hem neden merak ettin bu kadar bizi?

Fırsatı bulduğunu düşündü.

Size katılmak istiyorum.

Gözleri kapalı şekilde Kur’an bayrak ve silaha el basarak yemin etti

Günler geçiyor, Selanik Şemsi Paşanın geleceği haberi ile sallanıyordu.

Bu sırada Mehmet, Selanik’te bir camide namaz kılıyordu,dikkati dağıldı, aklı kaybolan teşkilat liderinde idi. Namazını zorunlu olarak bozdu bir daha namaza koyulacağı zaman penceredeki bir ses dikkatini çekti dışarı baktığında kapıdan içeri girmeye çalışan biri vardı arasından 2 kişi geldi, silahını çekip girmeye çalışan kişiyi vurdu…

Mehmet camiden çıktığında 2 kişi kaybolmuştu, vurulan kişi seslendi:

Mehmet komisyon başkanı Selanik ordu karargâhında…

Yavaş yavaş gözleri seğirmeye başladı.

Gözleri seğirmeye başladı, yavaş yavaş belindeki silahı ve gizli rütbesini gösterdi o da Yıldız idi. Mehmet yardım müdahalesi yapmaya koyulacaktı ki adamın nabzının yavaş yavaş durulduğunu gördü.

Hemen Şemsi Paşaya rapor kesti.

Şemsi Paşa raporu okur okumaz telgrafhaneye Abdülhamid’ehaber vermek için gitti.

Korumaların arasından birisi fırladı ve yüksek sesle “Eden bulur, inleyen ölür.” dedi.

Ve Şemsi Paşa’nın göğsüne 3 el ateş etti, Mehmet de olay yerine varmıştı ama çok geç idi. Şemsi Paşa postanenin önünde kanlar içinde yere yıkılmıştı, artık nefes alış verişte zorlanıyor, umutsuz gözlerle Mehmet’e bakıyordu, ateş eden kişi ise muhafızları arasından çoktan kaçmış idi, Mehmet paşayı kaldırmaya çalışsa da fayda etmedi.

Yarım asrı geçen çınar yere devrilmiş, yılların Şemsi Paşası ölmüştü…

Şemsi Paşayı tuzağa düşürmek gerekçesi ile Mehmet de tutuklanmış ipe götürülmüştü, masumluğu ispatlanamadı.

Abdülhamid gece vakti Ramazan’ı çağırdı, en güvendiği kişiden darbe almış, hüzünle Ayasofya’ya bakıyordu.

Ramazan söze girdi:

– Sultanım

– Artık çok geç, Ayasofya’da yıldırımlar bu sefer Bizans içindeğil bizim için çakıyor.

Konuşma kısa sürmüştü ama onlarca cilt kitapta anlatılamayacak bakışlar, gözler ile birbirlerine bakıyorlardı.

Mehmet ise ipe gitmiş idi. Ramazan, oğlunun ipe gidişinini izlemek zorunda kalmıştı Mehmet in azından şu sözler döküldü…

“Kubbenin tepesinde hilal parlıyor,

Vatanın üstünde sancak dalgalanıyor,

Ey nefer-i vatan koru bu sancağı,

Cümle düşman bilsin ki

Türk’ün bağrından bir Mehmet şehit olur

Bin Mehmet yeniden doğar!”

Babası da karşılık olarak su sozleri söyledi

“Vatan uğruna ölenlere yoktur kelam,

Payitaht içre feda olanlara yoktur meram,

Oğul oğul diye bağrıma bastım bunca seneler,

Bağrına bastığım beslediğim büyüttüğüm hain çıkmış ne yazar,

Ne yazar bundan sonra yaşamam,

Hıyanet edenin cezası yanına kalmaz elbet,

Hakkı olan hakkını teslim alır elbet.”

Mehmet o gün idam edildi…

İsmail Samet bayram ve Tarık sezai karaktere hocama yardımlarından dolayı tesekur ederim

Yazarın Son Yazıları
04.05.2026
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.