Kendisinden boşanmak isteyen eşi Fatma Çakmak’a saldırarak tırnak makasıyla yüzünü kesen Cumhurbaşkanı Koruma Dairesi personeli Yasin Çakmak’a verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası, “İstesem öldürebilirdim” savunması ve "iyi hal" indirimiyle 4 ...
17.08.2026
0
Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi madencilerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde eylemlerini 24 saat sürdürme kararının ardından polis, eylemin sonlandırılması için ikazda bulundu. Polis ile sendika yöneticileri arasında yapılan müzakerede ...
18.08.2026
0
Aksaray'da 16 yaşındaki Mustafa Yağız Edik'in hayatını kaybettiği bıçaklı kavgaya ilişkin davada sanık R.M, 16 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı. Olay, 10 Mart 2026'da sabaha karşı Büyük Bölcek Mahallesi Şehit Mehmet Ali Demir Caddesi'nde ...
08.08.2026
0

Fehmi Koru: “İdam” sistemden kalktı fakat ağırlaştırılmış müebbet günümüzde ondan daha ağır bir cezaya dönüştü

“Her gün ölmek benzeri bir şey bu”

Fehmi Koru: “İdam” sistemden kalktı fakat ağırlaştırılmış müebbet günümüzde ondan daha ağır bir cezaya dönüştü
Yayınlama: 30.09.2023
4
A+
A-

* Fehmi Koru

Ceza hukukunda ‘ağırlaştırılmış müebbet’ cezasının yıllar önce sistemden çıkartılmış ‘idam’ cezası yerine konulduğu biliniyor.

Yani?

Yanisi şu: Mahkemelerin şimdilerde ‘ağırlaştırılmış müebbet’ cezası verdiği şahıslar, eski devirde yargılanıyor olsaydılar ‘idam’ cezasına çarptırılmış olacaklardı…

Ağır ceza mahkemesi yargıçları, ‘idam’ cezasının yürürlükte olduğu eski periyotta, önlerine gelen davalar sonucunda bu türlü bir kararı açıkladıklarında, ellerinde tuttukları kalemi kırarlardı. 

‘‘Bu son idam kararım olsun’’ anlamına…

Dün, Yargıtay, Osman Kavala hakkında daha önce bir mahkeme tarafından verilmiş ağırlaştırılmış müebbet cezasını onayladı.

Haberleri okurken dikkat ettim, ‘kalem kırma’ eyleminden söz edilmiyordu.

Aynı cezayı daha önce vermiş olan mahkeme heyetinin başkanı da, sanıyorum, kararı açıkladıktan sonra kalemini kırmamıştı.

Verdikleri cezanın ne kadar ağır olduğunun herhalde farkındadırlar…

İdam cezası hala geçerli olsaydı, Osman Kavala’ya o ceza verilecek ve Yargıtay da onaylayacaktı; o denli mi?

Herhalde o denli.

Dün, tekrar Yargıtay’dan, Kavala ile aynı davadan yargılanmış Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen 18’er yıl hapis cezasının onaylandığını da öğrendik.

Bu şahıslar siyasi tarihimize ‘Gezi protestosu’ olarak geçen olayın tertipçileri olmaktan yargılanıyorlardı.

Mahkeme ve Yargıtay İstanbul’daki Gezi Parkı’na var olan kimliğini kaybettirecek yeni bir veçhe verme hazırlığına karşı çıkma gayeli protestoları ‘hükümeti devirme’ niyetli bir teşebbüs olarak değerlendirmiş…

Pek çoğu genç olan protestocular bir tarafa bırakılmış ve mahkeme, kimileri olayın gerçeğini açıklamak için devlet yetkilileriyle -ve bu ortada o sırada başbakan olan Tayyip Erdoğan ile de- görüşen değişik sivil toplum örgütlerinden şahısları yargılamıştı…

Cezaların tartısı protestoların önünü kesmek ve gibi teşebbüsleri bu yolla engellemek niyeti ile ilgili görülmüş ve kararın Yargıtay sürecinde düzeltilebileceği düşünülmüştü.

Öyle olmadı. Yargıtay da cezaları onayladı.

Türkiye’nin aralarında bulunmayı arzuladığı ülkelerde, bizdekine benzeyen bir olay yaşandığında, -ki Batı ülkelerinde derhal her gün Gezi tipi eylemler görülebiliyor- oralarda olaya karışmış bireyler herhangi bir cezaya çarptırılıyorlar mı?

Hayır, bu türlü bir yargılamayla karşılaşmıyorlar.

Benim aklım Gezi Parkı’na sahip çıkma teşebbüsünün bir tür ‘isyan’ olarak algılanmasını en baştan almamıştı; gerçeğin farklı olduğunu anlatma uğraşlarının boşa çıkmasını anlamakta da zorlandım. Sivil toplumun sınırlı protestolarının yanlış kıymetlendirilmesi sonrasında sokakların hareketlenmesi ise Gezi Parkı’nın hudutlarını aşan ve ilk teşebbüsü başlatanların istekleri hilafına bir aşırılıktı.

İlk günlerin protestoları doğru değerlendirilseydi sonraki aşırılıklara yol açılmazdı görüşündeydim. Bugün de o günlerden farklı düşünmüyorum. 

Hukuk sistemimizden ‘idam’ cezasının çıkartılması pek çok bakımdan gerekliydi ve bu vaktinde yerine getirildi. Fakat son vakitlerde onun yerini alan ‘ağırlaştırılmış müebbet’ cezası, yargı tarafından, varken idam cezasının verilmesinden çok daha kolay kullanılabiliyor.

Oysa ‘ağırlaştırılmış müebbet’ de, o cezanın muhatabı olan kişi için ‘idam’ cezasından farklı değil; o cezaya çarptırılan şahıslar hayatlarının büyük kısmını demir parmaklıklar arkasında geçirmek zorunda kalacaklar zira.

Dolayısıyla o cezanın ‘idam’ cezasından pek farkı yok. İdam edilenin hayatı bir defa sona erdiriliyor, ağırlaştırılmış müebbet mahkumu ise derhal her gün hücresinde hayat muhasebesi yapmak zorunda bırakılıyor. Her gün ölmek benzeri bir şey bu.

Uzun yıllar mahpusta kalacak olanlar bu ülkede çok önemli sivil toplum örgütlerinde fedakarca çalışmış şahıslar. Onları parmaklıklar ardına hapsetmekle yalnız o şahıslara ceza verilmekle kalınmıyor, aynı vakitte topluma hizmet katkılarının da önüne geçilmiş oluyor.

Verilen cezaların dışarıya yansımasıyla ülkeye dönük olumsuz tenkitlerin meydana getireceği dolaylı ziyanları da hesap etmek kural.

Keşke bu kararın de bir temyizi olabilse.

* Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.